Milletimiz ufak bir aşiretten; anavatanda bağımsız bir devlet tesis ettikten başka Batı alemine, düşman içine girdi ve orada büyük müşkülat içinde bir imparatorluk vücuda getirdi.
Ve bunu, bir imparatorluğu altı yüz seneden beri büyük bir şevket ve azametle devam ettirdi. Buna muvaffak olan bir millet elbette yüksek siyasi ve idari niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle vücuda gelemezdi.
Cihanın malumudur ki, Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinde bir sınırından diğer sınırına ordusunu fevkalade sürat ile ve tamamen donanmış olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce iyi besler ve idare ederdi.
Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilatının değil, bütün idari şubelerin fevkalade mükemmeliyetine ve kendilerinin kabiliyeti olduğuna delildir.
Atatürk'ün Ankara'da eşraf ve ileri gelenlerle konuşması
Anadolu'daki Yunan ordusu kati surette mağlup edilmiştir. Yunan ordusunun artık yeniden ciddi bir mukavemet göstermesine ihtimal yoktur. Anadolu için herhangi bir müzakereye mahal kalmamıştır. Mütareke ancak Trakya için söz konusu olabilir.
Dolayısıyla Eylül'ün onuna kadar doğrudan doğruya Yunan hükümeti veyahut İngiltere vasıtasıyla hükümetimize resmen müracaat ettiği takdirde aşağıdaki şartlar ortaya koyularak cevap verilmelidir.
4 Eylül 1922 tarihinde Rauf Orbay'a İstanbul'daki İtilaf Devletlerinden bir telgraf gelir. Telgrafta ateşkes istenmektedir.
Atatürk, o telgrafa bu cevabı verir. Şartlar, aşağıdaki gibidir:
- Mütarekenin tarihinden itibaren on beş gün zarfında Trakya 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin mülki memurlarına ve askeri kuvvetlerine teslim edilmiş bulunacaktır.
- Yunanistan'daki esirlerimiz on beş gün zarfında İzmir , Bandırma ve İzmit limanlarında teslim olunacaktır.
3. Yunan ordusunun üç buçuk seneden beri Anadolu'da yaptığı ve icra eylemekte bulunduğu tahribatı tamir etmeyi şimdiden taahhüt edecektir.
Yunan-Türk Pacte d'entente cordiale'ı çok doğru olarak işaret buyurduğunuz gibi Yakındoğu için bir barış ve sükun vasıtasıdır.
Bu suretle yalnız memleketlerimizin kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak aynı zamanda vazifelerini müdrik her devlet adamı tarafından en ziyade mukaddes tutulması ve inatla müdafaası lazım gelen ve davaların en yükseği olan barış davasına hizmet etmek suretiyle bu mıntıkadaki bütün milletlerin menfaatlarına da faydalı olacaktır.
Dolayısıyla hükümetlerimiz bu söz konusu antlaşmayı müzakere etmek ve iyi suretle neticelendirmekle iyi bir surette ilham kaynağı olmuşlardır. Kendilerini hararetle tebrik etmek isterim.
Atatürk'ün Atina'daki beşvekalet vekili Kondilis'e yolladığı telgraf.
Pacte d'entente cordiale yani "Samimi Uzlaşma Anlaşması" Türkiye ve Yunanistan arasında 14 Eylül 1933 tarihinde imzalandı.
Türkiye ile Yunanistan, 1930 yılında yaptıkları antlaşma ile temelini attıkları dostluk ilişkilerini daha ileri götürmek için 14 Eylül 1933’te, Yunanistan Başbakanı Çaldaris ile Dışişleri Bakanı Maksimos’un Ankara’yı ziyaretleri sırasında “Yürekten Uyuşma Paktı” (Pacte d’Entente Cordiale) imzalamışlardır. Yakın bir zamanda savaşmış olan iki ülke arasındaki Antlaşma, yeni kurulan Cumhuriyet’in çevresi ile uyumlu ve barış içinde olduğunu gösteren “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin en önemli örneklerinden biridir.
Yunanistan Başbakanı Panagis Tsaldaris, 10 Eylül 1933’te, Yunanistan donanmasına ait Helli Kruvazörü ile İstanbul’a geldi. İstanbul’da kendisine tahsis edilen özel bir tren ile 11 Eylül’de Ankara’ya geçen Panagis Tsaldaris, burada Başbakan İsmet İnönü tarafından resmi tören ile karşılandı ve Ankara ziyaretinin ilk gününde Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından kabul edildi. 14 Eylül’de ise Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk ve işbirliğini öngören Samimî Anlaşma Misakı’nın imza törenine katıldı.
Atatürk barışa öylesine önem veriyor ve bu uğurda öylesine mücadele ediyordu ki 1919 yılında Anadolu'yu işgal eden Yunanistan başbakanı Venizelos, Atatürk'ü 12 Ocak 1934'te Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermişti.
Bütün medeni milletler ve memleketler için hiçbir vakit söz konusu edilemeyecek olan birtakım bağımsızlığı ihlal eden talepleri Türkiye için caiz görmekte olan İtilaf devletlerinin gösterdiği inat ve ısrar bütün cihanın hayret ve şaşkınlık ile karşılayabileceği mahiyettedir.
Atatürk'ün Anadolu gazetesine iç ve dış siyaset hakkında verdiği röportajdan.
Lozan görüşmelerinin en zor dönemlerinde Atatürk itilaf devletlerinin uzlaşmaz tavrını böyle yorumluyor.
Hatırlar mısın? Altıncı Kolordu Kumandanı olarak vazifem başına giderken Gazik Dağı'ndaki Şark Cephesi karargahında sana uğradığım o karlı geceyi?
Sırtında kaputunla bir masanın başına oturmuş, bir gaz lambasının ışığında önüne serdiğin haritayı inceliyordun. "Vaziyeti nasıl görüyorsun?" diye sormuştum. "Kötü, çok kötü" demiştin. "Düşmanın tipiden istifade ederek gün ağarmadan bir baskın yapması beklenebilir."
Ben "Şu halde ne duruyorsun? Bir an evvel geriye çekilme kararını versene" deyince, sen buna karşılık, "vaziyeti Grup Kumandanlığı'na bildirdiğini. Henüz cevap alamadığını ve kendiliğinden bir karar veremeyeceğini söylemiştin".
Ben de "Emir mi bekliyorsun?" demiştim. O emri 6. Kolordu Kumandanı salahiyetime dayanarak ve bütün mesuliyeti üstüme alarak sana ben veriyorum.'
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun anlattığına göre Atatürk, bu sözleri 30 Ağustos 1932 akşamı İsmet İnönü'ye söyler.
İsmet Paşa, Atatürk'e şu şekilde cevap verdi:
Nasıl hatırlamam, nasıl unutabilirim o geceyi! Sen benim imdadıma Hızır gibi erişmiştin. Nitekim, senin emrini yerine getirdikten birkaç saat sonra düşman kuvvetleri mevzilerimizi işgal etmiştir. Biraz daha bekleseydim korktuğum felakete uğramaktan beni hiçbir mucize kurtaramayacaktı.
Hem, o gece sen yalnız bu felaketi önlemekle kalmamışsındır. Bana askeri kariyerimde yüksek vazifelere yol açmışsındır. O geceye kadar ben neydim? Bir masa zabiti.
Beni, elimden tutarak ve en karanlık anlarımda önümde bir yıldız gibi parlayarak o vaziyetimden bugünkü vaziyetime getiren sensin! Her şeyimi sana borçluyum.
Bu olay 16 Aralık 1916 tarihinde, Elazığ/Sekerat’taki (Kovancılar ilçesine bağlı Yazıbaşı Köy) Gazık Dağı’nda bulunan 2. Ordu karargahında yaşandı. Atatürk, İsmet Paşa'yla ilk defa burada samimi oldu.
2. Ordu, Kafkas Cephesi'nde Ruslara karşı mücadele ediyordu.
