Birleşik Devletler'in ideali, bizim idealimizdir.
Meclisi Mebusan'ın 1920 Ocak'ında ilan ettiği Misakı Milli'miz, sizin Bağımsızlık Beyannamenize çok benzer.
Talep ettiği, sadece, Türk ülkesinin istiladan kurtulması ve kendi kaderimize hakim olmamızdır.
Bağımsızlık... Hepsi bu.
O, halkımızın misakı, anayasasıdır ve ne pahasına olursa olsun bu misakı korumaya kararlıyız.
Atatürk'ün Lozan imzalanmadan hemen önce Amerikan The Saturday Evening Post gazetesi yazarı Isaac Marcosson'la röportajı...
Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkiine geçtikten sonra onun hakiki ihtiyaçlarını düşünecek yerde, memleketi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar çekildi.
Atatürk'ün Amasya‘da Tasvir-i Efkar muhabiri Ruşen Eşref Ünaydın'la yaptığı mülakattan.
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve geniş medeniyetlere de sahip olmuştur.
Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Atatürk'ün Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Riyaseti'ne yolladığı mektuptan...
İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı!
Tamburi Selahattin'in tamburunun akortunu düzeltirken bir teli koparması üzerine Atatürk'ün söyledikleri.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anlatıyor:
Tamburi Selahattin çalarken Atatürk pek enginlere dalmıştı. Birdenbire ürperir gibi oldu. Selahattin'e işaret etti: 'Dur' diye bağırdı. 'Bu akort bozuk... La ve si kulağıma yabancı geliyor. Ver bana tamburu.'
Selahattin hürmetle doğruldu ve bir mihraba mukaddes bir kitap koyar gibi tamburunu Şefin asabî parmakları arasına bıraktı. Bu parmaklar teller üzerinde bir iki dolaştı. Sonra mandallardan bir ikisini sıkıştırdı. Fakat üçüncü bir hareket Şefin dudaklarında bir hayret nidası çıkarttı:
'Vaaay!..'
La teli mi, si teli mi, hangisiyse işte biri kopuvermişti.
'Ne yapacağız şimdi? Başka tel yok mu?'
'Yanımda yok, fakat otelde var!
'Güzel... getirt.'
Yüzünde komşu çocuğunun oyuncağıyla oynarken kazaen oyuncağı kırmış bir yavrunun masum hicabı belirdi.
Vaziyeti korumak ister gibi, hatta hatasının affedilmesini istiyormuş gibi etrafına bakındı.
Orgeneral Cebesoy'a hitap etti:
'İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı.'
Fakat bu derece tevazuu da kendine yediremedi. Ani bir rücu ile:
'Mamafih...' dedi,' hepiniz de farkına vardınız ki akordu bozuktu'."
Geçen gece iyiden iyiye dalmışım. Bir rüya gördüm. Rahmetli annemi, o her zamanki giysileri içinde ve mutlu. Ama ne kadar mutlu anlatamam sana. Kollarını açmış beni çağırıyordu. Ben de kendisini hemen iki adım ötemdeymiş gibi görüyordum.
Başladım ona doğru ilerlemeye. Fakat iki adım sandığım yol, bir türlü bitmiyordu. Bu sefer koşmaya koyuldum. Uzun uzun koştum da koştum. Kan ter içinde, bitap kalmıştım ki, anacığımın kolları arasında buldum kendimi
Dudaklarını alnıma değdirerek: Hoş geldin Mustafa'm dedi. Uyandım.
Ama ne güzel, ne güzel bir kavuşma idi...
Atatürk'ün ölmeden birkaç ay önce Sabiha Gökçen'e anlattığı rüyası...
