İşi silahlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyorum.
Böyle bir durumda derhal devlet reisliğinden, hatta mebusluktan istifa edeceğim, serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim.
Oradaki mücahitlerle ve anavatandan kaçıp bize katılacağından şüphe etmediğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım.
İsterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan eder ve hakkımızda takibat da yapar.
Hasan Rıza Soyak, Atatürk'e Hatay konusunda
"Efendim, affınıza sığınarak bir şey soracağım. Eğer karşı taraf hakkı teslim etmemekte ısrar eder ve silaha sarılmaktan başka çare kalmazsa ne yaparız?" diye sorması üzerine Atatürk'ün verdiği cevap.
Yeni Türkiye devletinin teşekkülünden evvel millet hiçbir vakit kendi tarihine, kendi hayatına, kendi refah ve saadet vasıtalarına sahip olamamıştı.
Hatta bu, kendisine düşündürülmemişti.
Sanki milletin vazifesi, herhangi bir padişahın hırs ve hevesini, herhangi bir serdarın geniş ve şaşaalı hayatını temin için sürüler halinde şuraya buraya gitmekten ibaretti.
Atatürk'ün Bursa Şark Sineması'nda halka yaptığı konuşmadan
En geniş manasında saldırı silahlarının tamamen kaldırılması; yani bütün memleketlerin saldırı imkan ve kabiliyetlerinin büsbütün kaldırılmasını bekleyerek adım adım fakat süratle kaldırılması başından beri bağlı kaldığımız hedeftir.
1933 yılında savaşsız, silahsız bir dünya isteyen bir lider...
Atatürk'ün ABD başkanı Franklin Roosevelt'te yazdığı mektuptan...
İstanbul'a benden çok çok selam. Yakında birbirimizi kucaklarız.
Atatürk'ün İstanbul'da yayınlanan Vakit Gazetesi başyazarına verdiği demeçten.
İstanbul, 1 yıl sonra, 6 Ekim 1923'de kurtuldu.
Atatürk, cumhuriyetin kuruluşundan sonra İstanbul'u ilk kez 1 Temmuz 1927’de ziyaret edebildi.
Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir.
Hiçbir fikri aşağı görmemek lazımdır.
Sonunda kendi fikrimi tatbik edecek bile olsam, ayrı ayrı herkesi dinlemekten zevk alırım.
Salih Bozok anlatıyor: ''Fikirleri kendisince hiçbir değeri olmayan kimselerle görüştüğünü çok görmüşümdür. Hatta bir defasında dayanamayıp: 'Paşam,' dedim, 'şu fikir danıştıkların arasında öyleleri var ki şaşıyorum. Bunların fikirlerine nasıl olsa sonunda katılmayacaksın. Ne diye birer birer çağırıp karşında söyletirsin?
Atatürk bu cevabı verir.
