İşi silahlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyorum.
Böyle bir durumda derhal devlet reisliğinden, hatta mebusluktan istifa edeceğim, serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim.
Oradaki mücahitlerle ve anavatandan kaçıp bize katılacağından şüphe etmediğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım.
İsterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan eder ve hakkımızda takibat da yapar.
Hasan Rıza Soyak, Atatürk'e Hatay konusunda
"Efendim, affınıza sığınarak bir şey soracağım. Eğer karşı taraf hakkı teslim etmemekte ısrar eder ve silaha sarılmaktan başka çare kalmazsa ne yaparız?" diye sorması üzerine Atatürk'ün verdiği cevap.
Elim kalem tutmaya, beynim fikir yürütmeye başladığı günden daha lise sıralarında bulunduğum zamandan beridir ki gönlümde hayatımın akışını kaydetmek için bir arzu duyarım.
Birçok defalar, cep defterlerimin boş yapraklarını hayatımın bölümlerinin bazılarıyla doldurdum. Asıl maksadım, ömrümün gerçek akışını yazmak iken, her nedense o yapraklarda, fazlaca duygusallık ve hayallere kapılmıştım.
Bunun için o karışık yapraklara rağbet etmedim. Onları karışıklıktan kurtarıp saklamak istemedim. Çünkü çok abartılı idiler.
Eski sistemlere bağlanan ve geriye dönük münasebetler tesis eden birinin modern bir devlet inşa etmesi mümkün değildir.
Atatürk'ün "Vossische Zeitung" gazetesi muhabiri yazar Emil Ludwig'le görüşmesinden...
Tarık Zafer Tunaya'nın söylediği gibi: "Az gelişmiş kafalarla, az gelişmişlikten kurtulamazsınız".
İstanbul'da, 300 milyon Müslüman'ın bugün büyük umutla baktığı hilafet makamında, vatan, millet düşmanı bir hükümet iktidar mevkiinde duruyor.
Damat Ferit Paşa gibi cahil, haris, hodbin bir hanedan mensubu şahıs, yüce saltanata maalesef leke olan bir millet haini, sabit fikirleri ve inadıyla vatan ve milleti, milletsiz saltanat olamayacağı için, bu arada saltanat makamını da muhakkak bir uçuruma sürüklüyor.
Atatürk'ün Müşir Fuat Paşa'ya yazdığı telgraf
Fuat Paşa çok önemli bir askerdi. 1872 yılında Aşiret ayaklanmalarını bastırmak için Kerkük'e gönderildi ve başarılarından ötürü aynı yıl Mirliva rütbesine terfi etti. Karadağ Savaşı'na katıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Tuna cephesinde görev aldı. 26 Temmuz 1877 tarihinde yapılan Elena Muharebesi'nde Osmanlı birliklerinin kumandanıydı. Bu muharebedeki başarısından dolayı "Elena Kahramanı" olarak anıldı. II. Abdülhamid tarafından Müşir rütbesine terfi ettirildi ve Padişah Yaverliği'ne atandı. Ancak yönetime olan muhalefetinden dolayı 1902 yılında II. Abdülhamid tarafından Şam'a sürgüne gönderildi.
Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Sivas Kongresi kararlarını Osmanlı Sarayı'na kabul ettirip Damat Ferit Paşa Hükûmeti'nin düşmesinde önemli rol oynadı. Savaş boyunca Kuvâ-yi Milliye'yi destekledi.
17 Nisan 1931 tarihinde İstanbul'da öldü.
Suikast ve cinayetlerle hiçbir yere gidilemez. Münferit suikastlar, memleketin hayrına değil, zararınadır.
Siz birini öldürürsünüz, ikisi üçü onun yerini alır. Marifet namussuzu öldürmek değil, namussuzluğu itibardan düşürmektir.
Makbul ve meşru hedefi olmayan her suikast, sadece cinayettir.
Ben cinayetten nefret ederim
Atatürk'ün, Damat Ferit Paşa'ya yönelik suikast girişimi nedeniyle Topçu İhsan'a (İhsan Eryavuz) söyledikleri.
Millî Mücadele'ye karşı olmalarıyla bilinen Damat Ferit Paşa, Ali Kemal ve Sait Molla'yı hedef alan bir suikast girişimi Haziran 1920 yılında ortaya çıkarılmıştı. Bursa'daki Kuva-i Milliye ileri gelenlerince planlanan bu suikast hareketi gerçekleştirilemeden etkisiz hale getirildi.
Suikast davası sonucunda Topçu İhsan'ın arkadaşı Dramalı Rıza da dahil, 4 kişi idama mahküm edildi ve cezaları 12 Haziran 1920 günü infaz edildi.
Suikast girişimi ile İstanbul'da gizli olarak kurulan ve Millî Mücadele'ye pek çok yardım ve hizmetleri olan Karakol Cemiyeti' de deşifre edilmiş, bu cemiyetin bir çok üyesi tutuklanmış ve cemiyet ciddi anlamda sarsıntıya uğramıştı.
Suikastin beyinleri arasında İhsan Eryavuz ve Çerkez Ethem vardı. Çerkez Ethem'e göre "Damat Ferit Paşa'nın öldürülmesi, İstanbul'da onun gibi düşünen ve onun yolunda yürüyeceklere bir ders olacak ve artık açıktan açığa Millî Mücadele'ye karşı çıkamayacaklardı."
Atatürk bu olayı öğrendikten sonra Topçu İhsan'ı azarlamış ve görseldeki sözleri söylemişti.
İhsan Eryavuz ise Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 3 dönem milletvekilliği ve Bahriye vekilliği yaptıktan sonra 1928 yılında Yavuz Zırhlısı'nın onarımı sırasında Fransız bir firmadan rüşvet aldığı için yargılandı ve hüküm giydi.
