Ve bütün cihan bilmelidir ki, Türk milleti artık mazinin bin türlü fenalıkları eseri olarak beyninde yer tutan pası tamamen silmiştir.
Gözleri önünde her gün biraz daha fazla toplanmak istenen bulutları katiyen dağıtmıştır. Artık bütün manasıyla ve bütün çıplaklığıyla hakikati görüyor ve anlıyor.
Bu milleti bütün mevcudiyetiyle temas ettiği hakikatten, hakikate yürümekten men etmek imkan ve ihtimali kalmamıştır.
Türk milletini kendi nefsini bile anlamaktan men eden seller, setler imha edilmiştir, yıkılmıştır. Ve devamlı imha edilecektir, yıkılacaktır.
Atatürk'ün Balıkesir'de halka yaptığı konuşmadan
Kalplerinde, ruhlarında, hissiyatlarında inkılap yapamayanlar dünyada hiçbir inkılap yapamazlar.
Atatürk'ün Rus Sefareti'nde verilen ziyafette yaptığı konuşmadan. Bu sözlerinden sonra Atatürk şunları ekledi:
"Türk musikisi bir inkılap yapmamış gibi görünür. Fakat ben Türk inkılabının bir temsilcisi olmak sıfatıyla size temin ederim ki, hislerde bu inkılap olmuştur. Bunun neticesini yakında görürsünüz.
Gece hiç uyuyamadım... Acaba bu vaziyet bizim için ne gibi ihtimaller doğurabilir diye düşündüm, durdum. Uykum kaçtı. Her ne ise, hayırlı olsun. Yaşarsak önümüze çıkacak güçlükleri, bağlandığımız prensipler çerçevesi içinde yenmeye çalışırız ve yeneriz.
Balkan Paktı imzalanmadan önce Sovyetler Birliği bu anlaşmaya itiraz etti. 1925'de Türkiye ile yaptıkları bir anlaşmanın bu pakta engel olduğunu iddia ediyorlardı ve sorun çıkarıyorlardı. Neyse ki mesele sonrasında halledildi ve pakt imzalandı.
Atatürk'ün genel sekreteri Hasan Rıza Soyak, paktın imzalandığı günün ertesi sabahı Atatürk'ün yatak odasına girer ve onu çok yorgun görür.
"Yorgun görünüyorsunuz efendim. Yoksa rahatsız mısınız?" diye sorar.
Atatürk ise görseldeki yanıtı verir.
Düşmanlar, Izmir'e baskı yaparken, bütün milletin vicdanı sızlıyordu.
Düşmanların bu hareketi bütün milletin kalbinde, vicdanında derin bir yara, kanlı bir yara vücuda getirmişti.
Ve bütün kalplerin bu elemleri, bu kederleri, bütün bu acıları ifade etmek için söylediği şey, İzmir idi. Kulaklar daima ah İzmir, ah İzmir diye dolardı.
Şüphe yok, muhtelif bakımlardan çok önemli olan bu İzmir, aynı zamanda gönül alıcı olan bu İzmir, elbette düşmana bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı.
Bu dakika zihnimde hiçbir acının karanlığı olduğunu kabul etmek istemiyorum.
Zira, işte şen ve keyifli bir haldeyim.
Şimdi takdir etmek isterim ki, hayatın saadeti ve sevincin zamanı, anlayış tarzına bağlıdır. Bu teori genel olmasa bile benim için takibi lazımdır.
Çünkü bu felsefi teori olmadıkça hayatımın son nefesine kadar bir an sevinç görmek anlamsız olur.
