Eskişehir'in düşmesi acıdır; fakat bu düşüş sıfırdır. Maksat ordudur. Ordu ayaktadır; yenilmemiştir; onu bu gece Porsuk gerisine çekebilirlerse, düşmanın bizimle temasını kesebilirlerse, mesele yoktur.
Çekebileceklerdir, kesebileceklerdir. Çekiliş iyi idare ediliyor. Düşmanı bir ay oyalayabilelim, sonra behemahal mahvedeceğim.
Atatürk'ün Eskişehir-Kütahya Muharebesi'nden sonra sözleri
En geniş manasında saldırı silahlarının tamamen kaldırılması; yani bütün memleketlerin saldırı imkan ve kabiliyetlerinin büsbütün kaldırılmasını bekleyerek adım adım fakat süratle kaldırılması başından beri bağlı kaldığımız hedeftir.
1933 yılında savaşsız, silahsız bir dünya isteyen bir lider...
Atatürk'ün ABD başkanı Franklin Roosevelt'te yazdığı mektuptan...
Dün gece tümen cephesine karşı taarruz eden düşman ağır kayıplar verdirilerek püskürtülmüş ve 57. Alayın 31 ve 32 numaralı siperlerine giren düşman, 27. ve 57. Alayların şiddetli karşı hücumlarıyla tümüyle yok edilerek bombayla havaya uçurulmuş ve askerlerimiz siperlerimize yerleşmiştir.
27. Alay Kumandanı gösterdiği gayret ve aldığı faydalı tedbirlerden ötürü, Kuzey Grubu Kumandanı Paşa hazretleri tarafından bir gümüş imtiyaz madalyasıyla taltif edilmiştir.
Atatürk'ün Çanakkale Savaşı sırasında verdiği tümen emrinden bir parça.
Burada bahsi geçen 27. Alay komutanı Yarbay Şefik Aker ve Kuzey Grubu Kumandanı ise 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa'dır.
Bugün Çanakkale'de hala "Miralay Şefik Bey" caddesi bulunur.
Panislamizm, din ortaklığını temel alan bir federasyon demekti.
Panturanizm ise, ırkı temel alan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu.
Her ikisi de yanlıştı.
Panislamizm fikri, asırlar önce Viyana kapılarında, Türklerin Avrupa'da ulaştıkları en kuzey noktada öldü.
Panturanizm de, Doğu ovalarında mahvolup gitti.
Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştı; çünkü, kuvvet ve emperyalizm anlamına gelen fetih fikrine dayanıyorlardı.
Atatürk'ün "The Saturday Evening Post" yazarı Isaac Marcosson'un "ümmetçilik ve turancılık hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap.
Düşmanlar, Izmir'e baskı yaparken, bütün milletin vicdanı sızlıyordu.
Düşmanların bu hareketi bütün milletin kalbinde, vicdanında derin bir yara, kanlı bir yara vücuda getirmişti.
Ve bütün kalplerin bu elemleri, bu kederleri, bütün bu acıları ifade etmek için söylediği şey, İzmir idi. Kulaklar daima ah İzmir, ah İzmir diye dolardı.
Şüphe yok, muhtelif bakımlardan çok önemli olan bu İzmir, aynı zamanda gönül alıcı olan bu İzmir, elbette düşmana bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı.
