İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcuttan bugünkü şekline geldi.
İnsanın bugünkü yüksek zeka, idrak ve kudreti milyonlarca ve milyonlarca nesilden geçerek hazırlandı.
Atatürk'ün hayatın başlangıcı hakkındaki görüşler. Modern bilimle uyum halinde.
Biz, bizimle beraber yaşayan Müslüman olmayan unsurları aynı hukuk ve aynı salahiyette kabul ediyoruz.
Hepimiz bu devletin Müslüman ve Müslüman olmayan unsurları dahil olarak aynı şekilde tebaasıyız.
Ve bu itibarla hepimizin hukuku birdir.
Atatürk'ün, Ankara'da eşraf ve ileri gelenlere yaptığı konuşmadan
Mukaddes ve ilahi olan itikatlarımızı ve vicdaniyatımızı muğlak ve değişken olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara tecelli sahnesi olan siyasetten ve siyasetin bütün uzuvlarından bir an evvel ve katiyen kurtarmak, milletin dünyevi ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zarurettir.
TBMM 2. Devre, 2. Toplanma Yılı açılış konuşması.
Bu sözlerden 2 gün sonra halifelik kaldırıldı.
Nerede ise şafak sökecek.
Yıllarca bu vatanın ufuklarında parlak bir güneşin doğmasını bekledim.
Bakalım bu sabaha...
Atatürk 1911 yılında Kolağası rütbesindeyken Selanik'de bulunan 38. Piyade Alayı Komutan vekilliğine tayin edildi.
Kısa zamanda 38. Alayı kolordu içinde örnek hâle getirdi Herkesçe anlaşılmıştı ki bu 30 yaşındaki kolağası, rütbelerin basit sınırları içinde kalacak ve ölçülecek bir kimse değildi.
Bir gece tatbikattan sonra Selanik'in doğusunda bulunan Karaburun'a doğru yürüyorlardı. Ufuk ağırmış ve güneş doğmak üzereyken Atatürk gökyüzüne bakıp bu sözleri söylemişti.
Güneş doğduktan sonra geceden kalma bulutların güneşi engellediğini görünce:
"Hayır, hayır! Beklediğim bu kara bulutlarla örtülü güneş değil. Ben bulutsuz, gölgesiz bir güneşin doğmasını bekliyorum ve bekliyeceğim" der.
Efendiler, dış siyasetin en çok alakadar olduğu ve dayandığı husus, devletin iç teşkilatıdır.
Dış siyasetin iç teşkilatla uyumlu olması lazımdır. Batı'da ve Doğuda başka başka tabiatlara ve kültüre ve emele sahip birbirine zıt unsurları toplayan bir devletin iç teşkilatı elbette asılsız ve çürük olur. O halde dış siyaseti de esaslı ve metin olamaz.
Böyle bir devletin iç teşkilatı bilhassa milli olmaktan uzak olduğu gibi, siyasi mesleği de milli olamaz.
Buna nazaran Osmanlı devletinin siyaseti milli değil, fakat şahsi, belirsiz ve istikrarsız idi.
