Tanınmış birçok aydının kitabını okudum, hemen hepsi "hayat: insan dünyaya ağlayarak gelir, ağlayarak gider; ikisinin arası da ızdırap doludur" diyor.
Kendi kendime "o halde hayat manasız, kıymetsiz bir şeydir" dedim.
Bu sırada elime başka bir aydının kitabı geçti. Hayatı diğerleri gibi tarif ediyor, yalnız "ikisinin ortası ızdırap arasında neşeli vakitleri kendilerine temin edenler mesut kimselerdir" diyor.
Fert olsun, millet olsun neşeyi elden bırakmamalıdır. Neşe enerji kaynağıdır; neşesiz bir milletin yaşamaya hakkı yoktur.
İşte akşamları masama topladığım kişilerle geçirdiğim tatlı saatler, o aydının bildirdiği gibi mesut anlarımdır.
Bununla milletime örnek olmak istiyorum. Neşesini bırakmamalıdır.
Neşe hakkında
Samsunluların kahraman ordularımıza zafer şükranesi olarak elli bin paketi subaylara ve üç yüz elli bin paketi efrada mahsus olmak üzere sekiz milyon sigara hazırladıkları ve hediye ettikleri Samsun Mutasarrıflığı ile Belediye Riyaseti tarafından bildirilmekle, emin vasıta ile deniz yoluyla İzmir'e Batı Cephesi Kumandanlığı'na sevki cevaben yazılmıştır.
Ulaştığında dağıtılmasını rica ederim.
Atatürk'ün Batı Cephesi Kumandanlığı'na gönderdiği telgraf.
Büyük Taarruz'un başarıya ulaşması ve Batı Anadolu'daki Yunan Ordusu'nun yok edilmesi tüm yurtta olduğu gibi Samsun'da da büyük bir sevinç yaratmıştı.
Anadolu'nun fakir halkı, bu sevincini Türk ordusuna yapabildiği ne varsa - reçel, gözleme, börek, elbise - askere hediye ederek gösteriyordu.
Tütün ve sigara üretiminin merkezi olan Samsun, Bafra ve Alaçam halkı ise orduya tonlarca sigara ve tütün hediye etmişti.
Hatay dediğimiz topraklar bütün kapsamlı manasıyla Türk topraklarıdır.
Bu hakikati biz 1921'den itibaren tespit ettirmiş bulunuyoruz.
Bu Türk topraklarındaki halkın Türk olduğunu ise münakaşa mevzusu dahi kabul etmiş değiliz.
Atatürk'ün Başbakan İsmet Paşa'ya Hatay hakkında gönderdiği not
Ben şahsen hiçbir milletten, hükümetinin hatalarından dolayı nefret etmeye devam edemem.
Atatürk'ün İngiliz gazeteci Grace M. Ellison'la mülakatından.
Milletimiz ufak bir aşiretten; anavatanda bağımsız bir devlet tesis ettikten başka Batı alemine, düşman içine girdi ve orada büyük müşkülat içinde bir imparatorluk vücuda getirdi.
Ve bunu, bir imparatorluğu altı yüz seneden beri büyük bir şevket ve azametle devam ettirdi. Buna muvaffak olan bir millet elbette yüksek siyasi ve idari niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle vücuda gelemezdi.
Cihanın malumudur ki, Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinde bir sınırından diğer sınırına ordusunu fevkalade sürat ile ve tamamen donanmış olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce iyi besler ve idare ederdi.
Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilatının değil, bütün idari şubelerin fevkalade mükemmeliyetine ve kendilerinin kabiliyeti olduğuna delildir.
Atatürk'ün Ankara'da eşraf ve ileri gelenlerle konuşması
