Tanınmış birçok aydının kitabını okudum, hemen hepsi "hayat: insan dünyaya ağlayarak gelir, ağlayarak gider; ikisinin arası da ızdırap doludur" diyor.
Kendi kendime "o halde hayat manasız, kıymetsiz bir şeydir" dedim.
Bu sırada elime başka bir aydının kitabı geçti. Hayatı diğerleri gibi tarif ediyor, yalnız "ikisinin ortası ızdırap arasında neşeli vakitleri kendilerine temin edenler mesut kimselerdir" diyor.
Fert olsun, millet olsun neşeyi elden bırakmamalıdır. Neşe enerji kaynağıdır; neşesiz bir milletin yaşamaya hakkı yoktur.
İşte akşamları masama topladığım kişilerle geçirdiğim tatlı saatler, o aydının bildirdiği gibi mesut anlarımdır.
Bununla milletime örnek olmak istiyorum. Neşesini bırakmamalıdır.
Neşe hakkında
Hakiki türkülerimiz ancak sadece bozkırlarda çobanlardan duyulabilir.
Atatürk'ün "Vossische Zeitung" gazetesi muhabiri yazar Emil Ludwig'le görüşmesinden...
Ludwig, kendisine Doğu müziği biz Batılıların kulağına yabancı geliyor dediği zaman Atatürk bu müziğin Türk müziği değil Bizans müziği olduğunu söyler ve bu sözleri ekler...
İngiltere Hükümeti başbakanı Lloyd George'un, İstanbul ve Boğazların milletlerarası bir hale sokulmasına, Türk hükümetinin yeni merkezinin Anadolu'da olacağına ve İstanbulun yalnız hilafet merkezi ve dini bir payitaht olarak kalacağına dair Barış Konferansı'na tekliflerde bulunacağı gazetelerde görüldü.
Milli ananelerimize ve dinimize aykırı olan böyle bir kararın milletimizce asla kabul edilemeyeceği tabiidir.
Temsilcilere bu konuda şiddetli protestolarda bulunulması rica olunur.
Atatürk'ün 3. Kolordu Komutanlığı'na telgrafı
Biz, belki burada bulunanların tamamı dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir istibdadın pençesi içinde idik.
Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Öğretmenler, mürebbiler yalnız bir noktayı kafalara yerleştirmeye mecbur tutulmakla idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak.
Bununla beraber, hatırlamak lazımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakiki ve fedakar öğretmenler ve mürebbiler eksik değildi.
Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır.
Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan...
Yeni Türkiye devletinin teşekkülünden evvel millet hiçbir vakit kendi tarihine, kendi hayatına, kendi refah ve saadet vasıtalarına sahip olamamıştı.
Hatta bu, kendisine düşündürülmemişti.
Sanki milletin vazifesi, herhangi bir padişahın hırs ve hevesini, herhangi bir serdarın geniş ve şaşaalı hayatını temin için sürüler halinde şuraya buraya gitmekten ibaretti.
Atatürk'ün Bursa Şark Sineması'nda halka yaptığı konuşmadan
