Biz, ne zor kullanmak, ne de fetih istiyoruz.Yalnız bırakılmamızı ve kendi ekonomik ve siyasal kaderimizi kendimizin tayin etmesine müsaade edilmesini istiyoruz.
Yeni Türk demokrasisinin tüm binası, bunun üzerine kuruludur.
Atatürk'ün "The Saturday Evening Post" yazarı Isaac Marcosson'la yaptığı röportajdan.
Medeniyet yolu insanlık yoludur. Medeniyetin icaplarını yerine getirmek insan olmanın şartıdır.
En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.
Medeniyet yolu, şüphesiz, uzun ve yorucudur.
Medeniyetin karşısına Orta Çağ kafası ile çıkılmaz. Medeniyet karşısında direnilemez.
O kendisine uymayanları kendisine lakayt olanları mahveder, yakar.
Medeniyet hakkında
Gökçen, ben bu toprakları seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum.
Bazı şarkılar bana, bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor; işte o zaman içime bir ateş düşüyor.
Ve bu ateş, sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor.
Unutma ki, Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler.
Bir gece Atatürk ve arkadaşları sofradayken udi "Gel gitme kadın" isimli şarkıyı söylemeye başlar. Atatürk bir anda duygulanır, gözleri dolar.
Sabah manevi kızı Sabiha Gökçen yanına gelip sorar: Dün gece o şarkıyı duyunca neden ağladınız?
Atatürk hüzünle görseldeki cevabı verir.
Zeki Müren'in yorumuyla Gel Gitme Kadın:
Derhal bildim ki, bana içten sevgilerini haykıranlar, yarım asırdan beri büyük Türk ulusunun tam anlamıyla millet olmasına çalışan, onunla en modern bir Türk devleti kurmak için insanlık fedakarlıklarının hiçbirini kendilerinden esirgemeyen, kültür, idare, intizam, devlet anlamlarını en son ilmi anlayışlara göre billurlaştırmaya çalışmış ve çalışan yüksek arkadaşlarımdır.
Atatürk'ün İsmet İnönü'ye gönderdiği telgraf.
Mülkiyenin kuruluş yıldönümünün kutlanmasıyla ilgili yazılan telgrafta Atatürk "Bunlar kimlerdir?" diye sorduktan sonra bu sözleri yazıyor.
Napolyon; yıldırımlardan oluşan bir rahimden dünya sahasına düşmüş bir dahidir.
Hayatı top tüfek sesleriyle yankılanan bir sima... Kanlı derelere cereyan sahnesi olmuş bir zemin, talih bulutlarına bürünmüş ufuklar arasında bir gemiydi.
Lakin heyhat! Dünyada en az devam eden, saadettir...
Bu parlak cihanın parlak güneşi olan o koca kumandanın, çevresindeki denizin kara dalgalarının müthiş darbeleri altında inleyen bir kara parçasında nefsini tükettiğini görmek ne matemi bir haldir.
