İnkılabın temellerini her gün derinleştirmek, takviye etmek lazımdır.
Birbirimizi aldatmayalım. Medeni dünya çok ileridedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz.
Bütün safsataları, boş sözleri bertaraf etmek lazımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler manasızdır.
Şapka da giyeceğiz, Batı'nın her türlü medeni eserlerini de alacağız.
Atatürk'ün, Akhisar Türk Ocağı'nda yaptığı konuşmadan...
Öteden beri gizli celselerimizde tartışılan bütün fikirlerin harice, düşmanlarımıza muntazaman ihbar edilmekte olduğuna dair sağlam istihbaratımız vardır.
Atatürk'ün mecliste yaptığı konuşmadan...
Gördüğünüz gibi hainler TBMM'ye kadar sızmış ve "milletvekili" sıfatı altında mecliste konuşulan her şeyi yabancı ülkelere istihbarat ediyordu.
İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı!
Tamburi Selahattin'in tamburunun akortunu düzeltirken bir teli koparması üzerine Atatürk'ün söyledikleri.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anlatıyor:
Tamburi Selahattin çalarken Atatürk pek enginlere dalmıştı. Birdenbire ürperir gibi oldu. Selahattin'e işaret etti: 'Dur' diye bağırdı. 'Bu akort bozuk... La ve si kulağıma yabancı geliyor. Ver bana tamburu.'
Selahattin hürmetle doğruldu ve bir mihraba mukaddes bir kitap koyar gibi tamburunu Şefin asabî parmakları arasına bıraktı. Bu parmaklar teller üzerinde bir iki dolaştı. Sonra mandallardan bir ikisini sıkıştırdı. Fakat üçüncü bir hareket Şefin dudaklarında bir hayret nidası çıkarttı:
'Vaaay!..'
La teli mi, si teli mi, hangisiyse işte biri kopuvermişti.
'Ne yapacağız şimdi? Başka tel yok mu?'
'Yanımda yok, fakat otelde var!
'Güzel... getirt.'
Yüzünde komşu çocuğunun oyuncağıyla oynarken kazaen oyuncağı kırmış bir yavrunun masum hicabı belirdi.
Vaziyeti korumak ister gibi, hatta hatasının affedilmesini istiyormuş gibi etrafına bakındı.
Orgeneral Cebesoy'a hitap etti:
'İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı.'
Fakat bu derece tevazuu da kendine yediremedi. Ani bir rücu ile:
'Mamafih...' dedi,' hepiniz de farkına vardınız ki akordu bozuktu'."
Arazisi ziraata müsait olmadığından ticaret ve çay, portakal, mandalina, fındık gibi mahsulleri geliştirmek icap ediyor.
Bilhassa Rize-Erzurum karayolunun inşası bu mıntıkaya daha geniş faaliyet sahası ve refah temin edecektir.
Atatürk'ün Rize seyahati sonrasında başbakan İsmet Paşa'ya gönderdiği telgraftan.
Yunanlılarla işimiz bitti artık!
Düşmanlığa yer yok!
İki milletin ve dünyanın selameti bakımından Türk-Yunan dostluğu şarttır.
Ben derhal bu maksatla Venizelos'u İzmir'e davet edeceğim.
Atatürk, İzmir ufukta göründüğü an İsmet İnönü'ye dönüp "İzmir'e gelince ilk iş olarak büyükçe bir bina hazırla!" diyor.
İnönü merak ediyor ve soruyor: "Bu bina ne olacaktı?"
Atatürk görseldeki yanıtı veriyor.
