Makamınızda gözüm yoktur! Ve o makamı kendime küçük görürüm.
Benim düşüncem ve emelim çok büyüktür.
Eğer makamınızda gözüm olsaydı şimdiye kadar çoktan orasını işgal ederdim!
Atatürk'ün kendisine "Yahu, biz birbirimizin karşısına çıktığımız zaman ellerimizi sıkıyorsun. Halbuki arkadan benim kuyumu kazıyorsun. Eğer gözün bu makamdaysa sen geç de otur!" diyen Enver Paşa'ya cevabı
Silahıyla olduğu gibi beyniyle de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincide de göstereceğine asla şüphem yoktur.
Atatürk'ün Milli Eğitim Kongresi açılışında yaptığı konuşmadan.
Mustafa Kemal savaşı kazanacağından öylesine emindi ki Büyük Taarruz'dan 1 sene önce eğitim ve kültür işlerini başlatmıştı.
Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız.
Bizi öldürmek değil canlı mezara koymak istiyorlar.
Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir.
Zaten başka türlü dönüş imkanı yoktur.
Atatürk'ün Havza'da halka hitabesinden
Ordumuz bildiğiniz gibi kuvvetli ve azimlidir. Hatta sabırsızdır.
Zatıalinizden kahramanca bir hareket ve onun kuvvetle muhtemel olan neticesini beklerim.
Atatürk, Lozan'da bulunan İsmet Paşa'ya "kibarca" sakın geri pas yapma İsmet, arkanda ben varım diyor.
Bu telgraftan 20 gün sonra İtilaf Devletleri anlaşmaya razı oldu.
Afet, Hatay üzüntüsüne, Conker'in ölümü acısı karıştı.
Bu acının açtığı yaranın derinliğini tahmin edersin.
Atatürk'ün, Afet İnan'a mektubu
Nuri Conker, Atatürk'ün en yakın dostlarından biriydi.
Çocukluk arkadaşıydı. Ona "Kemal" diye hitap eden - Latife Hanım'la beraber - tek insandı. Selânik'te mahalle arkadaşı, sonra Askeri Rüştiye'de, Manastır İdadisi'nde, İstanbul Harbiye Mektebi'nde, Harp Akademisi'nde okul arkadaşlığı ettiler.
Selânik'te Üçüncü Ordu, Hareket Ordusu, Arnavutluk Harekâtı, Afrika'da Trablusgarp ve Bingazi Muharebeleri, Çanakkale Anafartalar ve Conkbayırı Muharebeleri, Doğu'da Muş Cephesi, İstiklâl Harbi ve inkılâplar devrinde hep birlikte görev yaptılar
Anlatılanlara göre ölüm haberi geldiğinde "Ah Nuri, bizi nasıl bırakıp gidersin" diyip hüngür hüngür ağlamıştı Atatürk. Sonra ise arabasına binip dolaşmış, saatlerce haber alınamamıştı kendisinden.
