Hakikaten Rumların hakimiyetini ve İslam unsurunun esaretini hedefleyen ve Atina ve İstanbul komiteleri tarafından idare olunan Pontus Hükümeti emelleri, Karadeniz sahiliyle kısmen Amasya ve Tokat'ın kuzey kazalarında ikamet eden Osmanlı Rumlarının hayalhanelerini çılgınca bürümüştü.
Alınan tedbirler sayesinde başarılı neticeler elde edildi.
Atatürk'ün meclisin 2. günü yaptığı konuşmadan.
Pontus Ayaklanması, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kuzey Anadolu'da bağımsız bir Pontus Rum Devleti kurmak amacıyla başladı (1920-1923).
1904'te kurulan Pontus Rum Cemiyeti ile Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti; I. Dünya Savaşı sonunda Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve Erzincan'ın bir kısım toprakları üzerinde bir Rum devleti kurmak için faaliyete geçtiler.
Pontusçular, I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu'ya giren ve daha sonra geri çekilen Rus ordularının bıraktığı silahlarla donatılıp İngilizlerden ve Yunanlardan silah yardımı gördüler.
Yunanistan'dan gelen gönüllülerin de katılımıyla Pontus Çetecilerinin sayısı 25.000'i buldu. Topal Osman ve silah arkadaşlarının asilerle yaptıkları çarpışmalarda 2.500 tüfek, 1.200.000 mermi ele geçirildi. 11.188 çeteci öldürüldü.
İnsanlıkta mutluluk, işte böyle insan oğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz his ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.
Balkan Festivali'nde Balkan Milletlerinin Birliği Hakkında Nutuk
İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı!
Tamburi Selahattin'in tamburunun akortunu düzeltirken bir teli koparması üzerine Atatürk'ün söyledikleri.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anlatıyor:
Tamburi Selahattin çalarken Atatürk pek enginlere dalmıştı. Birdenbire ürperir gibi oldu. Selahattin'e işaret etti: 'Dur' diye bağırdı. 'Bu akort bozuk... La ve si kulağıma yabancı geliyor. Ver bana tamburu.'
Selahattin hürmetle doğruldu ve bir mihraba mukaddes bir kitap koyar gibi tamburunu Şefin asabî parmakları arasına bıraktı. Bu parmaklar teller üzerinde bir iki dolaştı. Sonra mandallardan bir ikisini sıkıştırdı. Fakat üçüncü bir hareket Şefin dudaklarında bir hayret nidası çıkarttı:
'Vaaay!..'
La teli mi, si teli mi, hangisiyse işte biri kopuvermişti.
'Ne yapacağız şimdi? Başka tel yok mu?'
'Yanımda yok, fakat otelde var!
'Güzel... getirt.'
Yüzünde komşu çocuğunun oyuncağıyla oynarken kazaen oyuncağı kırmış bir yavrunun masum hicabı belirdi.
Vaziyeti korumak ister gibi, hatta hatasının affedilmesini istiyormuş gibi etrafına bakındı.
Orgeneral Cebesoy'a hitap etti:
'İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı.'
Fakat bu derece tevazuu da kendine yediremedi. Ani bir rücu ile:
'Mamafih...' dedi,' hepiniz de farkına vardınız ki akordu bozuktu'."
Bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır...
Atatürk'ün Türk Ocakları Kurultayı delegeleriyle yaptığı konuşmadan.
Dün gece tümen cephesine karşı taarruz eden düşman ağır kayıplar verdirilerek püskürtülmüş ve 57. Alayın 31 ve 32 numaralı siperlerine giren düşman, 27. ve 57. Alayların şiddetli karşı hücumlarıyla tümüyle yok edilerek bombayla havaya uçurulmuş ve askerlerimiz siperlerimize yerleşmiştir.
27. Alay Kumandanı gösterdiği gayret ve aldığı faydalı tedbirlerden ötürü, Kuzey Grubu Kumandanı Paşa hazretleri tarafından bir gümüş imtiyaz madalyasıyla taltif edilmiştir.
Atatürk'ün Çanakkale Savaşı sırasında verdiği tümen emrinden bir parça.
Burada bahsi geçen 27. Alay komutanı Yarbay Şefik Aker ve Kuzey Grubu Kumandanı ise 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa'dır.
Bugün Çanakkale'de hala "Miralay Şefik Bey" caddesi bulunur.
