Dünyanın bugünkü durumu hiç de parlak görünmüyor. Her ülke, gençliğini bir başka ideolojiye sahip olarak yetiştirme gayreti içinde.
İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış.Bu ülkenin diktatörü olan Mussolini ülkesinin sekiz milyon faşist gencinin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor.
Almanya’da Hitler’in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka, bir büyük tehlikeli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır. Dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır diyorum. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur. Tekmil Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır.
Moskova’da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir.
Hayır. Ne komünizm ne de faşizm... Bu iki ideoloji de memleketimizin, ulusumuzun gerçeklerine karakterine asla uymaz.
Şunu da hemen ilave edeyim ki, ne Faşizm’in ne de Nazizm’in sonu yoktur.
Atatürk'ün komünizm ve faşizm hakkında görüşleri
Her çeşit spor faaliyetlerini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır.
Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğini, spor bakımından da, milli heyecan içinde itina ile yetiştirmesi, önemli tutulmalıdır.
TBMM, 5. Devre 3. Toplanma yılı açılış konuşması
Hayatım boyunca, Washington ve Lincoln'ün hayat ve eserlerinden ilham aldım.
Biliyor musunuz, Washington ve Lincoln niçin bana daima hitap etmiştir?
Sebebini söyleyeyim size:
Onlar, sadece ABD'nin şerefi ve kurtuluşu için çalıştılar; oysa, öbür başkanların çoğu, öyle görünüyor ki, kendilerini ilahlaştırmak için çalıştılar.
Kamu hizmetinin en yüce şekli, bencil olmayan çabadır
Atatürk'ün The Saturday Evening Post gazetesi yazarı Isaac Marcosson'la röportajı
Askerlikte bir kaide vardır. Düşmanın harp cephesi çok kuvvetli olursa onu parçalamak lazım gelir. Biz milli mücadeleye başlarken karşımızda iki düşman vardı: Biri dahili düşman ki, bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu; diğeri harici düşmanlar ki, bunu da yabancı İşgal kuvvetleri teşkil eyliyordu.
Her iki düşman ile aynı zamanda mücadele etmek imkansızdı. Tabii olarak ilk önce harici düşmanlara karşı vaziyet aldık. Milli mücadele zafere ulaştıktan ve Lozan barışı imzalandıktan sonra da, dahili düşmanları tasfiye etmeye başladık.
Dahili düşmanları da parça parça ayırmak. sıraya koymak. en mühim olanları ilk önce bertaraf etmek, ondan sonra diğerlerini ele almak icap ederdi. Yaptığımız budur
istanbul'da gazetecilerle beraber yenen yemekte anlattıkları.
Muhterem İzmirliler, siz hem çok bedbaht oldunuz, fakat aynı zamanda çok bahtiyarsınız. Bedbaht oldunuz; çünkü çok işkenceler, acı zulümler ve baskılar gördünüz.
Fakat bahtiyarsınız; çünkü bütün bir memleket sizi kurtarmayı hedef saydığı için kurtuldu.
Ahmak düşman buraya gelmeseydi, belki bütün memleket gaflete dalmış kalırdı. Siz bütün memleket ve millet ve bugün ve gelecek namına sıkıntı çektiniz.
