Türk çocuklarının nasibi her muvaffakiyetli hamleden hep sevinç veren neticeler almaktır.
Türk çocukları! Yürüdünüz, yürüyorsunuz, yürüyünüz!
Yaptığınız hamleler sizi yüksek ülküye ulaştırmak üzeredir. Durmayın, yürüyün.
Saadet, refah, sevinç ve hepsinden sonra dünyaya karşı yüksek bir gurur seni bekliyor.
Türk çocukları! Son sözümün son kelimesine dikkat!
Gurur, azamet, sende zaten vardır. Bunu gösterme! Onu kendi yüksek enerjinin harimine sakla!
Lazım geldikçe büyük tevazuunu göster. Fakat yine icap ettikçe göster ezici yumruğunu!
İşte bu vasıflarınla ispat edebilirsin ne olduğunu!
Benim bugünkü ve yarınki Türk çocukluğundan beklediğim haslet bu suretle tecelli etmelidir.
Montrö Anlaşması imzalandığı akşam Atatürk'ün Florya'da lise öğrencisi Mustafa Kemal Gürer'e yazdıklardıklarından...
Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de çağdaş, dolayısıyla Batılı bir hükümet vücuda getirmektir.
Medeniyete girmeyi arzu edip de, Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?
Bir istikamette yürümek azminde olan ve hareketinin ayağında bağlı zincirlerle müşküle sokulduğunu gören insan ne yapar? Zincirleri kırar, yürür.
Atatürk'ün Fransız gazeteci Maurice Pernot'a verdiği röportajdan
İstanbul'u alan büyük Fatih; bu azametli, kudretli padişah, hakikaten bütün İslam aleminin, bütün Türk dünyasının hakkıyla iftihar edebileceği bir zattır.
Bazı kusurları bir yana bırakılırsa bütün dünyanın büyüklük namına takdir edebileceği şahsiyettir.
Fatih Sultan Mehmet hakkında, İzmit sinema binasında konuşma.
Bu pek mühim ve büyük teşebbüste asıl hedef İngilizleri Hindistan'da vurmak olmasına göre, Türkistan ve bilhassa Afganistan'da belki maksada kafi askeri kuvvetler vücuda getirmek için evvelemirde pek ciddi milli teşkilat meydana getirilmesi lüzumunu ben de takdir eder ve bu hususta buraca icrası mümkün olan yardımın yapılmasını bittabi canı yürekten arzu eylerim.
Ancak dört taraftan düşmanla kuşatılmış olan asıl anavatanın müdafaası işlerine her şeyden evvel bağlı olmak ve ihtimam etmek açık lüzumu ve malum hadiseler üzerine İstanbul'dan buraya gelebilen subayların adedi ise ihtiyaca ancak kafi olduğundan şimdilik o konudaki yüksek arzularının kabulüne ne yazık ki maddi imkan görülememiştir.
Atatürk'ün Taşkent'te bulunan Cemal Paşa'ya yolladığı telgraf
Gelibolu Yarımadası'nda yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için topladığınız yardıma benim ve Mareşal Liman von Sanders'in teşekkürlerini sunarım.
Yolladığınız bir milyon marka "Jackh Fonu" ismini verdik.
Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta Fevzi Bey de selamlarını ve teşekkürlerini yollar.
Atatürk'ün Ernest Jackh'a telgrafı
Ernest Jackh, gerçek bir Türk dostuydu. Birçok önemli Türk devlet büyüğüyle dosttu. Nazi karşıtı görüşleri nedeniyle Almanya'yı terk etmek zorunda kalarak hayatını ABD'de devam ettirmiştir.
