Şimdi gayet dostane münasebetlerde bulunduğumuz Yunanlılar bir zaman Cumhuriyet merkezi Ankara'ya top menzili bir mesafeye kadar gelmişlerdi.
Milletin mevcudiyetini muhafaza için Yunanlıları geri sürmek vazifesi bana verilmişti. Vazifemi başarıyla yaptım. Fakat sonradan tekrar Yunanlılar ile dost olduk.
Bunu size söylemekten maksadım, Türklerin savaştıkları herhangi milletle ebedi düşman kalmak istemediklerini göstermektir.
Ben askeri hayatımda asla mağlubiyet görmedim. Bunun sebebi yalnız milli bütünlüğümüzün savunması için savaşmış olmamdır.
Atatürk'ün İngiliz gazeteci Edwin Keliher'le yaptığı görüşmeden
Şimdi bizzat vali vekaletini üstleniniz ve bütün askeri kuvveti ve mülkiyeyi elinize almaya tamamen yetkilisiniz.
Gelmekte olan valiyi derhal tutuklattıracak tedbirleri süratle alınız, icraatınıza fiilen engel olanlara karşı tereddütsüz silah kullandırınız.
Atatürk'ün Kastamonu'ya giden Miralay Osman Bey'e verdiği emir.
Millî Mücadeleyi cephe gerisinden destekleyen, malzeme ve moral bakımından takviye eden en önemli yörelerden biri de, Kastamonu yöresiydi.
Kastamonu'da Vali bulunan İbrahim Bey İstanbul'a çağrılmış ve tutuklanmıştı. İstanbul hükümeti onun yerine yeni bir vali atadı. Bunun üzerine Mustafa Kemal hemen Ankara'da bulunan Ali Fuat Paşa'dan Kastamonu'ya güvenilir bir subayın gönderilmesini rica etti.
Bölgeye Albay Osman Bey gitti. Ama ne var ki 16 Eylül 1919'da bölgeye gider gitmez vali vekili ve Jandarma komutanı tarafından gözaltına alındı. Sonrasında vatansever subaylar sayesinde serbest bırakıldı.
Gece Atatürk'le aralarında bir konuşma geçti. Ve Atatürk kendisine görseldeki emri verdi.
Osman Bey bölgeye hâkim olduktan sonra hükümet konağında halka hitap ederek başından geçen olayları anlattı ve Kuva-yı Milliye’nin vatan savunmasındaki öneminden bahsetti.
Bu toplantıdan hemen sonra Kastamonu’da görev yapan makineli tüfek yüzbaşısı Şevket Bey ve etrafındaki güvenilir adamları Kuvayı Milliye ile birleşme yolunda and içtiler ve Miralay Osman Bey Kastamonu’da
bulunduğu süreçte ona tam destek verdiler.
İstanbul'u alan büyük Fatih; bu azametli, kudretli padişah, hakikaten bütün İslam aleminin, bütün Türk dünyasının hakkıyla iftihar edebileceği bir zattır.
Bazı kusurları bir yana bırakılırsa bütün dünyanın büyüklük namına takdir edebileceği şahsiyettir.
Fatih Sultan Mehmet hakkında, İzmit sinema binasında konuşma.
Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin, çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır:
Benim, Türk milletine, Türk Cumhuriyeti'ne, Türklüğün geleceğine ait ödevlerim bitmemiştir; siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.
Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere devamlı olarak tekrar etmekle son nefesini verecektir.
Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir.
Yüksel Türk, senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.
Atatürk'ün Mülkiyelilere yazdığı telgraftan.
Efendiler! Geleceğini, kendisini zincire vuran şahıslara terk eden milletler, o şahısların keyif ve emellerine oyuncak olmaya karar vermiş, razı olmuş sayılırlar.
Bu türlü milletler, talihlerini ellerine bıraktığı insanlar başarılı oldukça o insanların daha kuvvetli baskısı altında kalırlar.
Başarılı olmazlarsa, felaket, yıkım yalnız o insanların değil, onlara tabi olan toplumun başına gelir.
O halde her iki ihtimalde de böyle bir millet felakete maruz ve mahkumdur.
Atatürk'ün Sovyet delegasyonu üyesi Frunze'nin verdiği yemekte yaptığı konuşmadan...
