Düşmanımız olan Yunanlıların sevgili memleketimizde yaptıkları zulümleri ve cinayetleri bizzat görerek uyandığına ve tövbe ettiğine memnun oldum.
Sığınmanı Batı Cephesi'nde düşmanlarımız aleyhine bütün kuvvetinle çalışmak şartıyla kabul ettim.
Ve seni tekmil maiyetinle Batı Cephesi emrine verdim. Cephe Kumandanı İsmet Paşa Hazretleri hangi yoldan nereye gideceğinizi ve vazifenizi Haymana Kaymakamlığı vasıtasıyla size bildirecektir.
Atatürk'ün Aynacıoğlu Hasan'a telgrafı.
Aynacıoğlu İsyanı, Aynacıoğlu Rüştü, Hasan, Mehmet ve Deli Hacı isimli aile reisleri önderliğinde 1919-1920 yılları arasında TBMM güçlerine karşı başlatılan isyandı.
Tokat, Yozgat, Haymana, Amasya, Çorum, Alaca, Yozgat ve yakın yörelerde yaklaşık 600 kişilik atlı kuvvetiyle halka ve hükümete yakın unsurlara saldıran Aynacoğulları, hükümet güçleri tarafından yenilgiye uğraltı ve ele başları idam edildi.
Kaçmayı başaran Aynacıoğlu Hasan ise Atatürk'ten af diledi ve büyün kuvvetleriyle Batı'da Yunanlılara karşı savaşacağına söz verdi. Atatürk de bu telgrafla onu affetti.
Biz kimsenin düşmanı değiliz.
Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
Hoş geldin İsmet. Hoş geldin. Ne iyi ettin geldin!
Bugün çok memnunum İsmet. Hem ne iyi ettin de çabuk geldin...
İstanbul'daki meclisin İtilaf devletleri tarafından dağıtılışından sonra Mustafa Kemal tüm yurda telgraf çekip bütün vatanseverlerin acilen Ankara'ya gelmesini ve Ankara'da yeni bir meclis kurulması gerektiğini söyler.
Bunun üzerine vatanseverler Ankara'ya doğru hareket eder
Şevket Süreyya Aydemir anlatıyor:
9 nisan 1920 günü Ankara'ya vardılar. Kendilerine parlak bir karşılama töreni tertip edildi. Adapazarı-Bolu, üzerinden Ankara'ya gelen karayolunda ve Ankara dışında, kalabalık bir karşılayıcılar kütlesi misafirleri bekliyorlardı. Ankara halkı bu karşılama törenine geniş ölçüde katılmıştı.
Efeler, atlılar, esnaf cemiyetleri gene ayaktaydı. Mustafa Kemal, karşılayıcıların başındaydı. Nihayet yolcular göründüler. Yaklaşıldı. Karşılaşıldı. El sıkışmaları, sarılmalar, kucaklaşmalar arasında meydan karıştı.
Istanbul'dan bu kafileye yolda katılan bir yolcu, bu kalabalığın dışında, kendi başına, olanları hoş gören bir tebessümle seyrediyor, fakat kalabalığa karışmıyordu. Sırtında er elbisesine benzer bir elbise vardı. Sakin, güler yüzlü, biraz ufak tefek, hatta biraz çekingen bu yolcu, kalabalıklar, gidip gelenler, sarılanlar, kucaklaşanlar arasında, biraz yalnızdı. Biraz kaybolmuş gibiydi. Fakat ortada sağa sola seğirten, etrafı araştıran ve onu bekleyen biri vardı: Mustafa Kemal...
Mustafa Kemal boyuna soruyordu, arıyordu:
- Canım İsmet nerde? Canım hani ya İsmet?..
Evet, bu yalnız, ufak tefek, gösterişsiz yolcu, Albay İsmet Beydi. Yarınki İsmet İnönü...
Nihayet Mustafa Kemal onu gördü. Hızla yürüdü. Ellerini yakaladı:
"Hoş geldin İsmet. Hoş geldin. Ne iyi ettin geldin!
Bugün çok memnunum İsmet. Hem ne iyi ettin de çabuk geldin..."
Albay İsmet, hemen hemen konuşmuyor gibiydi. Ama «hiç eksilmeyen tebessümüyle» gözleri gene ışıl ışıldı...
Binlerce tecavüz ve haksızlıklar altında inleyen ve İzmir feci vakası karşısında kan ağlayan millet, merkezi hükümet ve İtilaf devletleri temsilcilerinden ağlayarak medet umup hak isterken, birçok belediye riyasetleri ve birçok Müdafai Hukuku Milliye cemiyetleri marifetiyle aldığım telgrafnamelerde hakkımda itimat beyan olunarak benden de bu hususta hizmet ve fedakarlık talep ediliyordu.
Hayat ve şahsiyetim kendi malı olan asil ve mazlum milletimizin bu haklı talebi üzerine, artık benim için en mukaddes vazife, milli iradeye itaat etmeyi her şeyin üzerinde görmekti.
Atatürk'ün Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı ve ateşkes anlaşmasından meclisin açılmasına kadar geçen zamanda olan olayları ele aldığı konuşmadan.
Alacağımız kararlarda halk eğilimini elbette gözönünde tutacağız.
Mutlaka bu eğilimlere karşı hareket etmeyeceğiz.
Fakat eğer prensiplerimiz bahis konusu ise, başımızı veririz, prensiplerimizden fedakarlık etmeyiz.
