Vatandaşlar! Vatandaşınız olan herhangi bir şahsı istediğiniz gibi sevebilirsiniz; kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz.
Fakat bu sevgi sizi, milli mevcudiyetinizi, bütün sevginize rağmen, herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sevk etmemelidir.
Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz. Bir millet için, bir millet varlığı, bir millet şerefi ve haysiyeti, bir millet büyüklüğü için bu kadar hata olamaz.
Ben, mensup olduğum büyük milletimin böyle bir hatayı artık işlemeyeceği hakkında tam bir itimada sahip olmakla müsterihim ve iftihar ediyorum.
Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan
Sahil seyahatine devama imkan yoktur. Erzurum halkını, maruz kaldıkları acı felaket içinde ziyareti pek münasip ve lüzumlu görüyorum. Acı bir lisanla da davet ediyorlar. Hemen harekete karar verdimse de, Trabzon-Erzurum yolu bozuk, güvenilir otomobil yoktur.
Yarın öğlende buradan hareket ederek yalnız çok hazırlıkla davet edilmiş olduğum Rize ve Giresun'a çıkmak ve oraya Ankara'dan gelecek otomobillerle Sivas-Erzincan üzerinden Erzurum'a gitmeyi ve orada halkla bizzat meşgul olmayı düşündüm. Görüş ve cevabınızı makine başında bekliyorum.
Atatürk'ün, İsmet Paşa'ya yolladığı telgraf.
13 Eylül 1924 günü Erzurum Pasinler'de büyük bir deprem meydana geldiği sırada Atatürk, Karadeniz gezisindedir ve Hamidiye Kruvazörü'yle Trabzon'a yeni ulaşmıştır.
Atatürk hemen geziyi iptal edip Erzurum'a gitti.
Pasinler Depremi'nde ne yazık ki 60 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da milli hakimiyete dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti tesis etmek!
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.
Aydınlar, yaptığımız ve yapacağımız kanunlarla inkılaplarımızı kökleştirecek muasır medeniyet seviyesine ulaştıracaklardır.
Bugün iki kere sekiz, on altıdır. Bunu on kişi böyle dese ve yüz kişi de on diye ısrar etse yüz kişinin dediğini mi kabul edeceğiz?
Biz artık Batılıyız.
Eski dünyaya hakim eski medeniyetimizle sadece övünerek değil, bütün zincirleri kırarak, son asır medeniyetinin gittiği yollardan yürüyerek, bu seviyenin de üstüne çıkacağız.
Atatürk'ün "devrimcilik" anlayışı
Bugünkü Polis Genel Müdürü, düşmüş olan millet haini kabinenin ve adamlarının yegane koruyucusudur.
Bu zat, muhaliflere, yani millet düşmanı olanlara bugün bir sığınak ve dayanak teşkil etmektedir.
Atatürk'ün Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yolladığı telgraftan...
Burada adı geçen Polis Genel Müdürü Nurettin Bey, Damat Ferit Hükümeti tarafından 31 Mart 1919 tarihinde göreve getirilmişti ve görevi süresince Millî Mücadele’ye karşı çıkmış, aynı zamanda İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin de koruyuculuğunu yapmıştı.
23 Temmuz 1919 tarihinde siyasi partilerle, cemiyetler ve üniversite öğrencileri Sultanahmet Meydanı’nda Atatürk ve Kuva-i Milliye düşmanı Damat Ferit aleyhine bir protesto mitingi yapmak istemişlerdi.
Ancak, Nurettin Bey’in emriyle polisler toplanan kalabalığı döverek dağıtmıştı.
Türk polisinin büyük bir kısmı Millî Mücadele saflarında yer alırken göreceli olarak azınlık bir kısmı bu mücadeleye karşı çıktı. Nurettin Bey de onlardan biriydi.
Onun gibi hainlere rağmen Türk Polisi’nin Millî Mücadele’de fedakârca bir mücadele sergilediği, ülkenin kurtuluşu için elinden gelen gayreti gösterdiği ve gerektiğinde canını feda etmekten çekinmediği görülmekte.
Bilhassa İstanbul Polisi, Millî Mücadele’nin ihtiyaç duyduğu silah ve mühimmat ile İstanbul’un işgalinden sonra vatanseverlerin Anadolu’ya kaçırılması için çok büyük gayret gösterdiler.
Ülkenin kurtuluşu için mücadele veren bütün cemiyet ve derneklere üye oldular ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin emirlerini yerine getirdiler.
Yalnız mevcut teşkilatlara katılmakla kalmayıp birçok yerde direnişin bizzat örgütleyicisi oldular ve halkı Millî Mücadele’ye katılmaları için cesaretlendirerek onlara önderlik ettiler.
