Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. İlkel toplumlardır ki kan davası güderler. Bağışlamaya, hoşgörüye dayanmayan uygarlık, zorbalığa dayanan uygarlıktır ki, çöker... O, uygarlık değildir.
1936 yılında, Ankara’da Ankara Palas Oteli’nin alt salonunda Çocuk Esirgeme Kurumunun balosunda söyledikleri
İşi silahlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyorum.
Böyle bir durumda derhal devlet reisliğinden, hatta mebusluktan istifa edeceğim, serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim.
Oradaki mücahitlerle ve anavatandan kaçıp bize katılacağından şüphe etmediğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım.
İsterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan eder ve hakkımızda takibat da yapar.
Hasan Rıza Soyak, Atatürk'e Hatay konusunda
"Efendim, affınıza sığınarak bir şey soracağım. Eğer karşı taraf hakkı teslim etmemekte ısrar eder ve silaha sarılmaktan başka çare kalmazsa ne yaparız?" diye sorması üzerine Atatürk'ün verdiği cevap.
Efendiler, hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu imha edecek bir kuvvet belirir, bizim lisanımızda buna irtica derler.
İyi bir şey yaptınız mı, biliniz ki, bunu imha etmek için karşınıza muhalif, mürteci bir kuvvet çıkacaktır.
Gericilik hakkında...
Atatürk'ün İzmit sinema binasında halkla konuşmasından...
Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.
Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır.
Dolayısıyla, ya istiklal ya ölüm!
Daima muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım.
Milletin teveccühünü daima dayanak noktası kabul ederek hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
Atatürk'ün cumhuriyetin ilanı ve cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra meclis kürsüsünde yaptığı konuşmadan.
