Çocuk sevgisi, insan için bir ihıiyaçtır. Hele yaş ilerledikçe bu ihtiyaç kendisini daha kuvvetle hissettiriyor.
Çocuk sevgisi hakkında...
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız...
Onuncu Yıl Nutku'ndan...
Atatürk, Onuncu Yıl Nutku'nun orijinalinde "bir güneş gibi doğacaktır" sözünden hemen sonra aşağıdaki cümleyi ekliyor:
Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: beni hatırlayınız
Ama nedendir bilinmez, sonra üstünü karalıyor ve nutku söylerken okumuyor.
Peki acaba neden sildi?
Belki çevresinden biri tavsiye verdi veya belki kendisi istemedi.
Ama gerçek şu ki milletimiz Atasını hiç ama hiç unutmadı ve unutmayacak.
Türk milletinin "medeniyet ufkunda" güneş gibi doğacağı günlere çok az kaldı. Unutmayın gecenin en karanlık anı, güneş doğmadan hemen öncesidir.
EKLEME:
Tarihçi yazar Cemal Kutay aktarıyor:
Atatürk nutkun metnini kendi el yazısıyla yazmıştı. Metni tarihçi Hikmet Bayur'a okuttu. (Bayur o sırada Çankaya Köşkü'nde genel sekreter.) Bayur, Atatürk'ün en güvendiği ve değer verdiği insanlardan biriydi. Bu güvene layık olduğunu onun ölümünden önce ve sonra defalarca kanıtlamıştır.
Bayur metni okuyor ama sıra o cümleye gelince içi burkuluyor. Ve okuyup bitirdikten sonra şöyle diyor:
Gazi hazretleri, eğer izin verirseniz bir şey söylemek istiyorum. Bu cümle bir vedayı hatırlatıyor. İnsanlar elbette fanidir ama böyle mutlu bir günde milletin kalbini bir veda acısıyla yakmayınız
Hikmet Bayur, olayın sonrasını Cemal Kutay'a kendisi anlatmış:
Benim bu sözlerimden sonra düşündü, yüzüme uzun uzun baktı ve aynen şöyle dedi:
Bu söylediğin doğrudur. Ben bu cümleyi kaldıracağım. Ama bunu bana kaldırttığın için ileride, ben öldükten sonra inşallah pişmanlık duymazsın”
Kutay sonra şöyle demişti:
Sanki daha sonra olacakları taaa o günden biliyor gibiydi.
Öğretmenlerden, eğitmenlerden mahrum bir millet henüz millet namını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona alelade bir kitle denir, millet denemez.
Bir kitle, millet olabilmek için mutlaka eğitmenlere, öğretmenlere muhtaçtır.
Onlardır ki, bir toplumu hakiki millet haline koyarlar.
Dünyada yenilmeyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur.
Yenildikten sonra üzülmek normaldir, bu üzüntü insanın yürek gücünü yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır.
Yenilen hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle, azmiyle çalışmalıdır.
Atatürk, bir gün yakın arkadaşı ve koruması Kılıç Ali'nin evine gider ama Kılıç Ali evde olmadığı için kapıyı oğlu Gündüz Kılıç açar.
O sırada (1936) Türk Milli Futbol Takımı, Sovyetler Birliği'ne gidip birkaç dostluk maçı yapmış ve gerçekten çok kötü skorlar almıştı. Son maçta Türkiye 9-1 yenilmişti ve Gündüz Kılıç da futbolculardan biriydi.
Atatürk kısa sohbeti sırasında Gündüz Kılıç'a görseldeki sözleri söyler.
Gündüz Kılıç ya da diğer bilinen adıyla "Baba Gündüz" Galatasaray'ın efsane futbolcularından biriydi. 1934'den 1953'e kadar Galatasaray'da forma giydi ve 1952'de Galatasaray'a teknik direktör oldu. 1962-63 sezonunda onun yönetiminde Galatasaray, Şampiyon Klüpler Kupasında (bugünkü Şampiyonlar Ligi) çeyrek finale yükseldi.
Tarihi hadiselerin etkenleri başlıca siyasi, askeri, toplumsal ve iktisadi olabilir. Çoğunlukla bu etkenler karışık olarak tesirlerini gösterir. Şüphe yok ki bütün bu etkenler çok mühimdir.
Fakat bence bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle, düşkünlüğüyle alakadar olan en mühim etken, milletin ekonomisidir.
