Türk dili, Türk bilincinin tam teşekkül ve gelişiminden sonra düşünülerek kurulmuş akademik, yapay bir dil değildir.
Türk dili, Türk bilinci kadar doğaldır. Türk dili, Türk bilinci ve dehası kadar mantıklıdır, yüksektir.
Türk dilinin en küçük bir morfemi, Türk'ün tabiatı incelemekten aldığı en büyük kavramın ifadesidir.
Türkçe Hakkında
Ulus Gazetesi'nde yayınlanan "Türk Dilinin Orijinalitesini Gösteren Bir Analiz" başlıklı makale
Birleşik Devletler'in ideali, bizim idealimizdir.
Meclisi Mebusan'ın 1920 Ocak'ında ilan ettiği Misakı Milli'miz, sizin Bağımsızlık Beyannamenize çok benzer.
Talep ettiği, sadece, Türk ülkesinin istiladan kurtulması ve kendi kaderimize hakim olmamızdır.
Bağımsızlık... Hepsi bu.
O, halkımızın misakı, anayasasıdır ve ne pahasına olursa olsun bu misakı korumaya kararlıyız.
Atatürk'ün Lozan imzalanmadan hemen önce Amerikan The Saturday Evening Post gazetesi yazarı Isaac Marcosson'la röportajı...
Yeni esaslar ve yeni anlayışlar dairesinde bütün cihan ile en yeni münasebetleri tesis etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti barış yolunda sarf olunan büyük gayretlerin gelişmesini derin bir alaka ile takip etmekte ve insanlığın en büyük ideali olan barışın lazım ve esaslı unsurlarını iyi niyetle imzalanan ve bilhassa doğrulukla tatbik edilen karşılıklı taahhütlere riayetin teşkil ettiği kanaatinde bulunmaktadır.
Atatürk'ün itimatnamesini sunan Fransa Büyükelçisi Kont De Chamrun'un nutkuna verdiği cevap
Gezdiğim ve gördüğüm her yerde millet cehalet ve taassuba savaş ilan etmiş haldedir.
Medeniyet ve yenilik yolunda bir an kaybetmeye rızası yoktur. Paslı beyinlerin şuursuz sözleri, anında milletin müşterek ve müthiş feveranıyla bunalmaktadır.
Bunu gözlerimle gördüm.
Atatürk'ün 24 Eylül'de Rize ziyareti sırasında medreselerin açılmasını isteyen iki müftüye verdiği cevaptan büyük memnuniyet duyan İzmir milletvekili Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk'e bir tebrik ve teşekkür telgrafı yollar.
Atatürk ise kendisine bu cevabı verir.
Muharebe meydanında 1. Kolordu Kumandanı ve Güney Ordusu Kumandanı General Trikopis'in eşyası arasında ganimet alınan kılıcını zatıalii biraderanelerine takdim ediyorum, Efendim.
General Trikopis, 26 -30 Ağustos tarihleri arasındaki Türk Taarruzu sırasında İzmir’e doğru çekilirken Murat Dağı yakınlarında Çalköy’de, maiyetiyle birlikte 2 Eylül 1922’de esir düştü.
Batı Cephesi kumandanı İsmet Paşa anılarında şöyle anlatır:
Esirler arasında Yunan Kolordusu kumandanı General Trikopis, 2. Kolordu Kumandanı General Diyenis ile yüksek rütbeli birçok kumandan da vardı. Generalleri bana getirdiler. Gayet yorgun bir haldeydiler. Dudakları şişmiş, çay ikram ettim, beraber çay içelim dedim. Çay içecek halleri yoktu, içemiyorlardı. Kendilerine arkadaşça, iyi muamele ettik. Hep beraber oturduk, muharebeden bahsettik. Kendilerinin iyi muharebe ettiklerini, talihin yaver olmadığını söyledim. Arkadaşça konuşalım dedim. Muharebenin başından beri, buraya gelinceye kadar, düşmanın muhtemel hareketlerine dair zihnimden geçen ve yapmasını tahmin ettiğim teşebbüsleri birer birer Trikopis’e anlattım. Trikopis ve Diyenis ile muharebe safahatını uzun uzadıya konuştuk, münakaşa ettik. …Konuşmalarımız bitince palaskamı, kılıcımı taktım. Kendilerine, sizi resmi vaziyetimle başkumandana takdim edeceğim dedim. Onları aldım, başkumandanın huzuruna götürdüm. Atatürk çok âlicenap davrandı. Onlarla konuştu, teselli etti. Kendileri çok mütehassıs oldular.
Anlatılanlara göre Atatürk, çok üzgün olan ve intihar etme isteğindeki Trikopis'i teselli etmeye çalışır:
Üzülmeyin general, siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük hürmet besliyoruz. Burada misafirimizsiniz. Buyurun istirahat edin, yakında her şey düzelecektir…
İbrahim Çallı, Mustafa Kemal'in Trikopis'in kılıcını teslim aldığı anı bir temsili bir tabloyla ölümsüzleştirir.
Atatürk, kılıcı TBMM Milli Müdafaa vekili Kazım Özalp'a hediye eder. Kazım Özalp ise kılıcı Harbiye'de bulunan Askeri müzeye bağışlar.
