Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin üzerinde, kapsamlı bir Arap milliyeti siyasetine varıyordu.
Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar.
Din hakkında
Medeni Bilgiler kitabı için taslak
Osmanlı devletinin, devlet ve millet siyaseti olarak, bağımsız olarak ve muntazaman takip olunmuş hiçbir siyaseti yoktur.
Osmanlı tarihinde fetihlere, şaşaalı hareketlere tesadüf ediyoruz. Bu, bütün cihanı zapt etmek, cihangir olmak siyasetidir. Fakat bütün bu fetihler ve şaşaalı hareketler, hiçbir vakit devleti vücuda getiren ve bu hareketleri yapan unsura emelinin mevcudiyetini ve menfaatini temin etmiyordu.
Millet, evini, köyünü, bağını, tarlasını, öküzünü unutmuş, atına binmiş Viyana kapılarında dolaşıyor, Viyana'yı, Osmanlı memleketlerine dahil bir vilayet yapmak istiyordu.
İşte bu hareket tarzı, asil unsurun kendi hayati icaplarıyla, memleketin icaplarıyla uğraşmasına, kuvvetli olmak için, zengin olmak için uğraşılması icap eden çiftçilikle iştigale mani oluyordu. Fakat bu kadarla da kalmıyordu. Asli unsur, anavatanı terk edip harice gidiyor ve gittiği yerlerde ölüyordu.
Asya'ya, Avrupa'ya, Afrika'ya giden o fetih orduları ne oldu? Onlar gittikleri yerlerde ölmüş, kalmış, mahvolmuş.
Bunun neticesi olarak anavatan böylece bomboş ve harap kalmış.
İşte her şeyimiz gibi çiftçiliğimizin de arz ettiği sefalet manzarası bundandır!
Atatürk'ün Bursa Şark Sineması'nda halka yaptığı konuşmadan
Garip şey! Çocuk, biz istesek bile, Fransızlar Hatay için bizimle bir harbe girerler mi hiç?
Arkadaşlar bunu nasıl düşünebiliyorlar; görmüyorlar mı ki, bugün Fransa'nın bizzat anavatanı büyük tehlikelerle sarılı bir haldedir?
Bunu, her Fransız idrak etmiştir ve endişe içindedir.
Hataya gelince, Fransızlardan dünyada böyle bir yerin mevcut olduğunu bilenler, yüzde biri, ikiyi geçmez.
Bu vaziyette hangi hükümet Hatay'daki hayali ve daha ziyade şahsi menfaat kırıntıları için, denizaşırı, hem de bizimle bir harbi göze alabilir.
Evham ve vesvesenin bu derecesine şaştım doğrusu. Hayret.
Atatürk, 1937 başlarında Güney Anadolu'ya bir seyahat yapar ve hükümet bu durumdan büyük endişe duyar. Hasan Rıza Soyak "neden endişe duydular?" diye soran Atatürk'e "Fransızlarla bir savaşa sürükleniriz diye korktular" diye cevap verir.
Atatürk ise kendisine bu sözleri söyler.
Maksadı belli ve kesin olan ve onu elde etmek için bütün kuvvetini kullanan kimse, düşmanın maksat ve tedbirlerine göre harekatını kararlaştırmaya çalışandan manen üstündür.
Düşman kuvvetlerine göre kesin karar almayı beklemek, genel olarak kıymetli bir zamanı kaybetmektir
Taktik meselesinin çözümüne dair nasihatler
Efendiler; ben de bazı arkadaşlarım gibi Batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım.
Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harp sahalarında olmuştur. Ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur.
Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin manevi kuvvetinin üstündedir.
Atatürk'ün Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşma
