Eğer İsmet Paşa hükümet teşkilini kabulden kati surette kaçınsaydı, başvekaleti bizzat üstlenmekten başka çare kalmazdı.
Ya ben, ya İsmet Paşa.
1930 yılında İsmet Paşa'nın görev süresi dolunca, Atatürk yine kendisini başvekil (başbakan) olarak atar.
Fakat ne var ki İsmet Paşa bu görevi kabul etmez. Çünkü devlet idaresinin başkaları tarafından üstlenilmesi ve başkalarının da tecrübe kazanmasını istemektedir.
İsmet Paşa, Atatürk'ün diretmesine rağmen görevi kabul etmemekte ısrarlı olmuş, nihayet bir saat süren ısrardan sonra başvekaleti kabul etmiştir.
Sonrasında Atatürk, Akşam gazetesine bunları söyleyecekti.
Hamidiye Kruvazörü, maziden yadigar kalan donanma kısımları içinde, Türk Cumhuriyeti'nin denizlerde faaliyete geçen ilk gemisi oldu.
Beş seneden beri hasretini çektiğim deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu.
Türk Donanması kumanda ve zabitan heyetini bu gemide ve buna refakat eden Peykişevket Torpido Kruvazörü'nde tanıdım.
Atatürk'ün Hamidiye Kruvazör'ü hatıra defterine yazısı.
1903 yılında Osmanlı Donanması'na katılan Hamidiye Kruvazörü Rahmetli Rauf Orbay komutasında olarak Balkan Savaşı'nda (1912-1913) müstesna bir tarih yaratmıştı: Yunan donanmasım kuvvet ayırımına zorlamak amacıyla Ege, Doğu Akdeniz ve Adriyatik Denizi'ne açılan bu gemi, düşman üslerini bombalayıp asker yüklü gemilerini batırmaktan başka şerefli bayrağımı zı Akdeniz'de dolaştırarak devlete büyük itibar sağlamış ve silahlı kuvvet birlikleri içinde tek muzaffer Türk birliği olarak yurda dönmüştü.
Hamidiye kruvazörünün Cumhuriyet dönemindeki hizmetleri de büyüktü: Cumhuriyetin ilanıyla beraber denize çıkıp Akdeniz, Ege Denizi, Marmara ve Karadeniz'de Büyük Türk Milletiyle donanması arasındaki ilk bağlantıyı kurmuş; silahlı kuvvetler içinde ilk Kara-Deniz birleşik çalışmasını temsil etmişti.
Atatürk, 1924 yılındaki Karadeniz gezisini Hamidiye Kruvazörü'nde gerçekleştirdi.
Herhalde milletin hükümetin bekçisi olması lazım gelir.
Çünkü hükümetlerin icraatı olumsuz olup da millet itiraz etmez ve düşürmezse, bütün kusur ve kabahâtlere katılmış demektir.
Atatürk'ün Ankara eşrafı ve ileri gelenleriyle konuşması.
Köpek bile insan denen mahlûktan çok daha temiz, çok daha asildir.
Cemal Granda anlatıyor:
Afet İnan, Darülaceze'den dört beş yaşlarında bir evlatlık almıştı. Galiba adı İnci'ydi. Ortada dolaşır, Köşktekilerin sigaralarını yakardı. Bir gün muziplik olsun diye Foks'un ağzına da bir sigara tutuşturmuş.
Hayvan bunu önce taşıması için ağzına verilen bir çubuk sanmış. Ardından
evlatlık kibriti çakmış. Kibrit alevinden fena halde ürken
Faks, bir an ne yapacağını şaşırdı. Evlatlık kız kibritleri
peşpeşe çakıp hayvana doğru tutuyordu. Foks gözlerini orada bulunanların üzerinde gezdirdi. Kıza bir şey yapmadı. Ne dişlerini gösterdi, ne de hırladı.
Boynunu büküp bir kenara çekildi . Sessizce beklemeye başladı.
Atatürk bu olaydan duygulanmıştı ve görseldeki sözleri söyledi
Basın özgürlüğünden meydana gelecek fenalıkları ortadan kaldıracak tesirli vasıta, asla geçmişte zannedildiği gibi basın özgürlüğünü bağlayan bağlar değildir.
Aksine, basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları giderme vasıtası yine bizzat basın özgürlüğüdür.
