Eğer İsmet Paşa hükümet teşkilini kabulden kati surette kaçınsaydı, başvekaleti bizzat üstlenmekten başka çare kalmazdı.
Ya ben, ya İsmet Paşa.
1930 yılında İsmet Paşa'nın görev süresi dolunca, Atatürk yine kendisini başvekil (başbakan) olarak atar.
Fakat ne var ki İsmet Paşa bu görevi kabul etmez. Çünkü devlet idaresinin başkaları tarafından üstlenilmesi ve başkalarının da tecrübe kazanmasını istemektedir.
İsmet Paşa, Atatürk'ün diretmesine rağmen görevi kabul etmemekte ısrarlı olmuş, nihayet bir saat süren ısrardan sonra başvekaleti kabul etmiştir.
Sonrasında Atatürk, Akşam gazetesine bunları söyleyecekti.
Söyleyeceğiniz her cümleden sonra, yeni bir cümleye daha başlamadan bir an bile dudağınızı birbirine kavuşturup ağzınızı kapalı tutun.
Bu bir anlık susuş sırasında zihninize gelecek tedbirlerin çokluğunu tasavvur edemezsiniz.
Boğazlar meselesinde dostlarımıza açık sözümüz şudur: Türk milletinin, Türk vatanının tam emniyeti tedbirleri -ki bunlar hiçbir dost devlete ve hatta hiçbir devlete zarar vermez- hakkıyla tahakkuk ettirilmedikçe yapılacak herhangi bir rejimin Türk milletince kabule layık görülemeyeceğine şimdiden inanmalıdır.
Atatürk'ün, Montrö Anlaşması öncesinde Boğazlar Rejimi hakkında Yunus Nadi'ye yazdırdığı makale
Çabuk bana yeni bir din bul!
Ağaç dini.
Bir din ki ibadeti ağaç dikmek olsa!
Atatürk'ün, Diyarbakır'ın çöllerinde atıyla gezerken Kurmay Başkanı İsmet Paşa'ya söyledikleri.
Mustafa Kemal Paşa, Aralık l9l6'da Ahmet İzzet Paşa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Komutanlığı'na tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Komutan'ın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.
Atatürk, Ankara yeni kurulduktan sonra onun ağaçlandırılması için büyük bir çaba harcadı.
Öyle ki İngiltere Büyükelçisi Sir Geroge Clarck, Falih Rıfkı Atay'a "Birçok bina yapmışsınız, yollar yapmışsınız. Bunları çimentoyla yaparsınız. Ama neye şaştım biliyor musun? O yeşilliğe hayran kaldım. Bu mucizeyi nasıl yaptınız?" demişti.
Millet ve ordu, padişah ve halifenin hıyanetinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı ve sadık.
Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken bu miras kalmış alışkanlığın sevkiyle kendinden evvel yüce hilafet ve saltanat makamının kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor.
Halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlamak kabiliyetinde değil.
Bu inanca muhalif fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline!
Derhal dinsiz, vatansız, hain, reddolunmuş olur...
Atatürk, 1. Dünya Savaşı'nın bitimi ve Samsun'a çıktığı gün genel durumu anlatıyor.
Nutuk
