Devletimizin ilerlemesi ve hükümet işlerinin sürat ve intizamını temin için Anayasamızın açıklanmasına, tamamlanmasına ve genişletilmesine ihtiyaç barizdir.
Yüce Meclisçe bu hususun icabı gibi düşünüleceği ve temin olunacağı tabiidir. Ancak, kaçınılmaz ve acil gördüğüm aşağıdaki açıklamaların evvelemirde acele olarak müzakere ve kabulünü teklif eylerim.
1. Anayasamızın birinci maddesinin sonuna "Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir" açıklamasının ilavesi ile sözkonusu maddeyi:
"Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayalıdır. Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir" haline sokmak...
Atatürk'ün yazdığı, Anayasada cumhuriyetle ilgili yapılan değişikliklerin müsveddesi
Bizim Enver Paşa ile birlikte çalıştığımız doğru değildir. Biz onun politikalarının Türkiye'ye zarar verdiği inancındayız.
Onun yerini yurdunu bilmiyoruz. Onun Rus Bolveşikleri ile birlikte olduğu söyleniyor. Ben onun, muhtemelen Azerbaycan'da, bağımsız bir Türk hükümeti kuracağını ifade ettiği bir mektup gördüm.
Atatürk'ün United States Radio Press'e yaptığı açıklamadan
Benim İzmir'i ilk gördüğüm gün, mektebi terk ederek sürgün yerime gittiğim günlerde bu güzel rıhtımda ancak birkaç saat geçirmeye müsaade alabilmiştim.
İşte o saatlerde bu güzel İzmir rıhtımını baştan nihayete kadar bize can düşmanı olan yabancı bir ırka mensup insanların başlarındaki şapka ile dolu görmüştüm.
Ve daha o zaman hükmetmiştim ki, İzmir, hakiki, asil ve necip Türk İzmirlilerden gitmişti.
İzmir Belediyesi'nde halka nutuk
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, 11 Ocak 1905'te Harp Akademisi'nden mezun oldu. Bunu izleyen günlerde, istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu şüphe çekerek 5 Şubat 1905'te Şam'da 5. Ordu emrine atandı. 10 Şubat 1905 günü Şam'a gitmek üzere İstanbul'dan hareket etti. İzmir'e bugünlerde uğramış olmalıdır
Mücadelemiz çok çetin oldu. Lakin henüz başlangıçtayız. İmparatorluktan miras aldığımız şey harap bir memleketten ibarettir.
Şöyle bir benzetme yapayım: Vefat eden bir babadan oğullarına bir ev kaldı farz ediniz. Ev o kadar harap, o kadar harap ki, mutlaka esaslı bir tamire muhtaç. Buna ise para lazım.
Varisler bu halden memnun olurlar mı sanırsınız? İşte bulunduğumuz vaziyet.
Vaktiyle Osmanlı sultanları halkın en iyi unsurlarını imparatorluğun uzak kısımlarına, sınırlara harbe gönderirlerdi. Geriye kalan ikinci derecede kabiliyet sahibi olanları ise öldürünceye kadar çalıştırırlar ve bunların emek mahsulünü hemen bütünüyle gasp ederlerdi. Halk bu yüzden daima fakir bir halde kaldı.
Atatürk'ün, ABD ticaret müsteşarı Dr. Klein'la görüşmesinden.
Dr. Klein o tarihte Amerika Birleşik Devletleri Maliye Bakanlığı müsteşarıdır. 5 Kasım 1930'da Türkiye'ye gelmiş, on gün yurdumuzda kalmıştır. Bu gezi sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) ile bir saat yirmi dakika süren bir görüşme yapmıştır.
Klein, Ankara'yı ziyaretinden ve gördüğü bayındırlık eserlerinden hayrete düştüğünü söyler. Gazi Orman Çiftliği'ni gezdiğini ve çiftliğin kendi gözünde yeni Türkiye'nin ruhunu gösterir bir timsal ve memleketin hangi sahalarda yürümek istediğini gösterir canlı bir vesika olduğunu, çok övücü ve çok samimi bir lisanla söyledi ve sözlerine devam ederek şöyle söyler:
Genel olarak Türkiye'de gördüklerim iki kelime ile özetlenebilir: Hayret ve takdir. On sene gibi kısa bir müddet zarfında Türkiye'de çok esaslı, çok büyük, çok muvaffakiyetli işler yapılmıştır. Bunlara hakim olan isabetli bakışı, cesareti, hayretle, takdirle selamlamamak mümkün değildir.
Atatürk de bu sözlerle cevap verir.
Bir general, eğer generalden başka bir şey değilse ve onu hiç kimse kontrol etmiyorsa, bir hükümdar olarak he zaman tehlikelidir.
Atatürk'ün Vossiche Zeitung gazetesi muhabiri, yazar Emil Ludwig'le yaptığı söyleşiden.
Ludwig, kendisine "Yeni hir devletin başında hir general görmekten Avrupa'nın ürktüğünü sorduğunda" Atatürk'ün verdiği yanıt.
