Hayatımın en bahtiyar anı, Yunan ordularını Afyonkarahisar ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri'nde imha ettiğim ve memleketimin kurtulduğunu bildiğim andı.
Ordumuz bugün o zamankinden daha da kuvvetlidir ve ihtiyaç olduğu takdirde tekrar vazife yapmaya hazırdır.
Türk halkı hürriyetine öyle bir ihtirasla bağlıdır ki, onu himaye etmek üzere her türlü fedakarlığı yapmaya hazırlıklıdır.
Türk halkının en iyi vasıfları, verdiği sözlere sadakati, arkadaşlarına olan vefası ve memleketinin bağımsızlığına olan sarsılmaz düşkünlüğüdür.
Atatürk'ün "The New York Herald" gazetesine verdiği röportajdan
Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum.
Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.
Atatürk'ün Balıkesir'de halka yaptığı konuşmadan
Raufçuğum, güzel kalbinin yüce tecellileri seni sevenler için ne kadar samimiyet hisse müjdecisidir.
Rauf Orbay'ın, Latife Hanım'la evlenen Atatürk'e tebrik mesajına Atatürk'ün verdiği yanıt.
Nikahın kıyıldığı 29 Ocak 1923 gecesi, İzmir Göztepe'deki Uşakizadelerin köşkünde sadece aile fertleriyle Mustafa Kemal'in iki yaveri vardı.
Raufun şahsı ve hükümet adına kutlama mesajı bu sırada geldi. Her zamanki gibi gönülden. tertemiz duygularla örülü satırları Latife Hanım'a tekrar okuttu ve bir kartpostala yanda gördüğünüz metni el yazısı ile yazarak, sofrada olanların imzalarıyla Raufa gönderdi.
Paramız, yaklaşık on seneden beri fevkalade güçlük içinde bulunulmasına rağmen, komşularımıza nispetle daha yüksek kıymette ve genel olarak istikrarlı bir halde kalmıştır.
Paramızın sağlam olarak her vakit aynı alım gücüne sahip bulunmasını temin edecek tedbirler önemle araştırılacak ve tatbik olunacaktır.
1923 yılında 1 Dolar, 1.67 Türk Lirasına denk geliyordu. Aradan geçen 15 yılda, onca zorluğa rağmen, Osmanlı'dan kalan borçların ödenmesine rağmen ve uzun savaşlardan sonra yıkık bir enkaz devralınmasına rağmen 1938 yılında 1 Dolar, 1.26 seviyesine indi.
Yanlış duymadınız.
1950 yılında 2.8 TL olan Dolar, "ayıkların" iktidara gelmesinin ardından, o günden bugüne kadar tam 2,737,964 kat değer kazandı!
Aziz Manisalılar, ben Manisa'yı yangınlar içinde, harap ve türap bir halde görmüştüm. Muhterem Manisalılar, ben sizi karanlıktan, ateşten, esaretten henüz kurtulduğunuz bir zamanda görmüştüm.
Fakat o günkü halleri, itiraf ederim, hakiki üzüntüyle karşılamadım. Gerçi siz zalim bir taarruzun şiddetli darbelerinden henüz kurtulmuştunuz. Fakat ben emindim ki, bu kadar şiddetli darbeler insanların inançlarını takviye eder.
Kabiliyeti, cevheri olan bir millet öyle darbelerden uyanıklık kazanır. Maziye nispeten geleceğini daha çok parlak yapabilir.Muhterem arkadaşlar, felaketler insanları, akılları başında olan milletleri daima azimkar, iyi hamlelere sevk eder ve işte siz de o hamleleri yapmaktasınız.
Atatürk'ün Manisa'da halka yaptığı konuşmadan...
Yunan ordusu kaçarken, Atatürk'le beraber 5 Eylül 1922'de Manisa'ya giren Ruşen Eşref Ünaydın, Alaşehir'de gördüğü korkunç manzarayı 2. ve 3. görseldeki sözlerle ifade edecekti.
1922 Alaşehir yangını, Yunan ordusu tarafından geri çekilme sırasında başlatıldı ve 3 Eylül 1922'den 5 Eylül'e kadar devam etti.
Yangın ve katliamlar sonucu 3,000 kadar sivil öldü ve şehirdeki 4550 evin sadece 100 tanesi kurtulabildi.
300 kadar Türk çocuğu ve bir o kadar kadın, Yunan askerleri tarafından kurşuna dizildi.
38.000 nüfuslu Alaşehir'in nüfusu 4.000'e düştü...
Yangın sırasında dükkan ve evlerde yağma başladı ve yangından kaçmaya çalışan siviller Yunan askerleri tarafından vuruldu. Türk kadınlarına sıklıkla tecavüz edildi.
İngiliz raporuna göre 72 kadın diri diri ateşe atılarak yakıldı.
Orada bulunan Kızılhaç görevlisi 2 Amerikalı şunları yazmıştı:
Her ikimiz 1916 yılından beri birçok felaketlere tanık olduk. Şimdiye kadar buradaki harabelere yaptığımız ziyaretler kadar acı verici bir görevle karşılaşmadık. Hiçbir yerde halkın yüzlerinde okunan korku ve dehşet izlerine benzer acıklı bir görünüşe rastlamadık. Bu görünüş karşısında istemeyerek Pompei ve Mesina harabelerini hatırladık. Fakat bu iki şehrin harap oluşu doğal sebeplerden olduğu halde savaş meydanından çok uzaktaki Alaşehir ve civarının tahribatı, olayları gözleriyle görenlerin tanıdıklarına ve söylediklerine göre yirminci yüzyılın ortasında Hristiyanlar tarafından planlı bir biçimde yapılmıştır.
