Bu cemiyetin iki cephe ve mahiyeti vardı.
Biri aleni cephesi ve medeni teşebbüslerle İngiliz himayesini talep ve temine yönelik mahiyeti idi.
Diğeri gizli tarafı idi. Asıl faaliyet bu tarafta idi.
Memleket dahilinde teşkilat yaparak isyan ve ihtilal çıkarmak, milli şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi hainane teşebbüsler, cemiyetin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi.
Atatürk'ün İngiliz Muhipleri Cemiyeti hakkında sözleri. Bu cemiyete üye olanlar arasında Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ve Sait Molla bulunuyordu.
Anlayacağınız, hain çoktu
Nutuk
Efendiler, geçen senenin mühim hadiselerinden biri de Sivas'a tren yolunun ulaşmasıdır.
Bu kadar müşkülat içinde vatanı bir misli daha gelişletmeye ve kuvvetlendirmeye yardımcı olan bu eserin müstakbel Türk nesilleri tarafından şükranla yad olunacağına eminim.
Atatürk'ün TBMM 3. Devre, 4. Toplantı yılı açılış konuşmasından
Mücadelemiz çok çetin oldu. Lakin henüz başlangıçtayız. İmparatorluktan miras aldığımız şey harap bir memleketten ibarettir.
Şöyle bir benzetme yapayım: Vefat eden bir babadan oğullarına bir ev kaldı farz ediniz. Ev o kadar harap, o kadar harap ki, mutlaka esaslı bir tamire muhtaç. Buna ise para lazım.
Varisler bu halden memnun olurlar mı sanırsınız? İşte bulunduğumuz vaziyet.
Vaktiyle Osmanlı sultanları halkın en iyi unsurlarını imparatorluğun uzak kısımlarına, sınırlara harbe gönderirlerdi. Geriye kalan ikinci derecede kabiliyet sahibi olanları ise öldürünceye kadar çalıştırırlar ve bunların emek mahsulünü hemen bütünüyle gasp ederlerdi. Halk bu yüzden daima fakir bir halde kaldı.
Atatürk'ün, ABD ticaret müsteşarı Dr. Klein'la görüşmesinden.
Dr. Klein o tarihte Amerika Birleşik Devletleri Maliye Bakanlığı müsteşarıdır. 5 Kasım 1930'da Türkiye'ye gelmiş, on gün yurdumuzda kalmıştır. Bu gezi sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk) ile bir saat yirmi dakika süren bir görüşme yapmıştır.
Klein, Ankara'yı ziyaretinden ve gördüğü bayındırlık eserlerinden hayrete düştüğünü söyler. Gazi Orman Çiftliği'ni gezdiğini ve çiftliğin kendi gözünde yeni Türkiye'nin ruhunu gösterir bir timsal ve memleketin hangi sahalarda yürümek istediğini gösterir canlı bir vesika olduğunu, çok övücü ve çok samimi bir lisanla söyledi ve sözlerine devam ederek şöyle söyler:
Genel olarak Türkiye'de gördüklerim iki kelime ile özetlenebilir: Hayret ve takdir. On sene gibi kısa bir müddet zarfında Türkiye'de çok esaslı, çok büyük, çok muvaffakiyetli işler yapılmıştır. Bunlara hakim olan isabetli bakışı, cesareti, hayretle, takdirle selamlamamak mümkün değildir.
Atatürk de bu sözlerle cevap verir.
Muhtelif milletleri müşterek ve genel bir ünvan altında toplamak ve bu muhtelif unsur kütlelerini aynı hukuk ve şartlar altında bulundurarak kuvvetli bir devlet tesis etmek, parlak ve cazip bir siyasi görüştür; fakat aldatıcıdır.
Hatta, hiçbir sınır tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, elde edilmesi imkansız bir hedeftir.
Bu, asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı hadiseler ile meydana koyduğu bir hakikattir.
Ümmetçilik ve turancılık siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyayı tatbik sahası yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.
Nutuk - Atatürk'ün Turancılık hakkındaki genel fikri
Talih bana öyle elverişli şartlar hazırlamış ki ne kadar bahtiyarlık duyduğumu anlatamam.
Harbiye Nezareti'nden çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum.
Kafes açılmış, önümde geniş bir alem, kanatlarımı çırparak uçmaya hazırlanmış bir kuş gibiydim.
Atatürk'ün 30 Nisan 1919'da 9. Ordu müfettişi olarak atanması hakkında sonradan söyledikleri.
İstanbul hükümeti Mustafa Kemal'i Anadolu'ya sürmeye karar vermişti. Harbiye Nazırı Şakir Paşa birgün kendisini çağırdı ve ona bir dosya uzattı.
Dosya'da Samsun civarında Türk çetelerinin Rum köylerine saldırdığı ve İngizlilerin bundan rahatsızlık duyduğu açıklanıyor ve Osmanlı'dan bu duruma engel olması isteniyordu. Mustafa Kemal'in bir diğer görevi de Anadolu'daki bir takım milli teşkilatlanmaları ortadan kaldırmaktı.
Atatürk de bunun için Samsun'a gidecekti.
Ama Atatürk özellikle yetki istiyordu. Genelkurmay 2. başkanı Diyarbakırlı Kazım Paşa'ya (Kazım İnanç) Samsun'dan başlayarak bütün doğu vilayetlerinde bulunan kuvvetlerin komutasını ve bağlı illerin valilerini emri altına alabilme yetkisi istedi.
Kazım Paşa Atatürk'ün yüzüne baktı ve "Bir şey mi yapacaksın?" diye sordu.
Atatürk cevap verdi: "Evet bir şey yapacağım. Bu maddeler olsa da olmasa da yapacağım"
