Bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır...
Atatürk'ün Türk Ocakları Kurultayı delegeleriyle yaptığı konuşmadan.
Hukuk hükümlerini, kurallarını, din kuralları gibi değil, insanlığa ait olayları, olgunlaşmaları, ilerlemeleri takip ve ifade etmekle varlığını açıklayabilen yaşam kuralları olarak kabul etmek gereklidir.
Ankara Hukuk Fakültesi, artık çağımızda bir anlam ifade etmeyen ve etmekten aciz olan eski hukuk sistemlerini tarihe emanet ederek, medeni ve laik hukuku anlatacak ve okutacaktır.
Ah Salih, Allah bilir, hayatımın bugününe kadar orduya faydalı bir uzuv olabilmekten başka vicdani bir emel edinmedim.
Çünkü vatanın muhafazası, milletin saadeti için her şeyden evvel ordumuzun o eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmıştım.
Bu kanaate ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni çok fazla aşırı göstermişti. Fakat zaman, saf ve nezih dimağlardan doğan fikri hakikatleri -kabulünden çekinilse de- tatbik ettirir.
Ve fakat yazı nedir?
Yazı; bu Türk kelimesi şu anlamı işaret eder: Her şey bilhassa bir şey...
O da insan zekasının, düşüncesinin, kafasındaki geniş parlaklığın ve o zeka parlaklığının bütün buluş ve görüşlerinin, yapışlarının ifadesine yarayan bir şeydir, objedir.
Atatürk'ün "tarih ve yazı hakkındaki notu"
İş yine sersem neferlerin, budala çavuşların fikriyle, onların istedikleri gibi oluyordu.
Hareketten önce verdiğim emir, ne subay ne çavuşlar ve ne de erler tarafından anlaşılmıştı.
Tabiatıyla böyle olacaktı. Çünkü subaylar emir ne demektedir anlamıyorlar ve anlamadıklarını da anlamıyorlardı.
Atatürk'ün Şam'da bulunan 5. Ordu Karargahı'nda tuttuğu notlardan.
Osmanlı ordusunun içler acısı hali...
