Bir millet ki, bir akidenin, bir ananenin mantıki deliller olmaksızın sırf manevi birtakım sebeplerden dolayı muhafazasına düşkündür, o milletin aydınlanması ve ilerlemesi tabiatıyla geç olur ve belki de hiç olmaz.
Yenilik ve ilerleme bahsinde kayıtlara ve şartlara tabi olan bu gibi milletlerdir ki, daha makul düşünen, hayat felsefesini daha geniş manasıyla idrak eden milletlerin hakimiyeti altına girerler.
Atatürk'ün not defterinden.
Sizden fedakarlıklar bekliyorum. Kahredici bir istibdada karşı ancak ihtilal ile cevap vermek ve köhneleşmiş çürük idareyi yıkmak, milleti hakim kılmak, kısacası vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum!
Atatürk'ün Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, Selanik Şubesi'nin açılışı sırasında yaptığı konuşmadan...
Uzun yıllar emperyalizm, Avrupa'ya hakim oldu.
Ancak emperyalizm ölüme mahkumdur.
Bunun cevabını, Almanya'nın, Avusturya'nın, Rusya'nın ve geçmişteki Türkiye'nin yıkılışında bulursunuz.
Atatürk'ün The Saturday Evening Post gazetesi yazarı Isaac Marcosson'la röportajı
Gece karanlıkta yaralıları dolaştığım sırada Mehmet Çavuş adında birinin düşmana hücum sırasında elindeki silahının kullanılmaz hale gelmesi üzerine hücuma taşla devam ettiğini anladığımdan, özendirmeye örnek olacağı düşüncesiyle, derhal adı geçenin orada nişanla ödüllendirilmesini arz ve istirham ettim.
Arıburnu Muharebeleri Raporu'ndan
Atatürk'ün Madam Corinne'e yazdığı mektupta "Ben burada kalarak Mehmet Çavuş'a şeref kazandırmayı tercih ettim" dediği Bigalı Mehmet Çavuş Çanakkale Savaşı kahramanıdır.
Savaş sırasında Mehmet Çavuş'un tüfek namlusu parçalara ayrıldı, bu yüzden kırık tüfeğini düşmana fırlattı ve bunun yerine onlara taşlarla saldırmaya başladı. Bu saldırısı sonrası başından ve sağ göğsünden yaralandı.
Osmanlı ve Türk askeri için kullanılan “Mehmetçik” kelimesinin Mehmet Çavuş'tan geldiği düşünülmektedir.
Biz, belki burada bulunanların tamamı dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir istibdadın pençesi içinde idik.
Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Öğretmenler, mürebbiler yalnız bir noktayı kafalara yerleştirmeye mecbur tutulmakla idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak.
Bununla beraber, hatırlamak lazımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakiki ve fedakar öğretmenler ve mürebbiler eksik değildi.
Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır.
Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan...
