İnsan maddi, fikri, toplumsal hayat vasıtalarından mahrum, zaruretler içinde kalırsa, hayatta ümitsizliğe düşer, gözlerini geleceğe çevirmeksizin yaşar.
İnceleme ve araştırma için vakit bulamaz. Kendisinde fikir hayatı durur. Hayat, onun için bir esaret olur. İradesinden dahi vazgeçmeye mecbur olabilir.
Anlaşılıyor ki, insanın servet edinmesi lazımdır.
Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabı için Atatürk'ün el yazısıyla yazdığı taslaktan
Trabzon'da, Kahkaha namında bir mizah gazetesi çıkaranlar, Bolşeviktir.
Orada, kimseye bir şey demedim. Fakat, vilayeti idare edenlerin gafleti, uyku halindedir.
Alakadar olunuz; tahkikat yapınız. Bu gazeteyi çıkaranları anlamakla beraber, gazetenin çıkmamasını temin ediniz.
Gazete sahibi, Erzurum Kongresi'nde düşmanlar tarafından, Fransızlar vesaire tarafından, benim teşebbüslerimi bozmak için, delege sıfatını elde ederek Kongre'ye üye göndertebildikleri Ömer Feyzi Bey namında bir alçağın akrabalarındandır.
Atatürk'ün İçişleri Bakanlığı'na yolladığı telgraf...
Böyle milletten nasıl ayrılırsın! Bu eski püskülerin içinde perişan gördüğün insanlar yok mu? Onlarda öyle yürek, öyle cevher vardır ki, olmaz şey!
Çanakkale'yi kurtaran bunlardır. Kafkas'ta, Galiçya'da, şurda burda aslan gibi çarpışan, mahrumiyete aldırmayan bunlardır.
Şimdi bu adamcağızların seviyesini toplumsal olarak yükseltmek, herhangi bir hükümetçilik mevki hırsından daha iyi değil midir?
Atatürk'ün, Ruşen Eşref Ünaydın'la konuşmasından
Şimdi hareket etmek üzere bulunan bir trenden yararlanarak yüksek şahsınızla gelip görüşmek istiyorum.
Sıkıntı verir miyim? Karşılığınızı makine başında bekliyorum, Salih Bey'i de birlikte alacağım.
Atatürk'ün Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa'ya yolladığı telgraf
Paşa, biliyor musun, ben Cumhurbaşkanlığını bırakıp Hatay'a çete reisi olacağım.
Fahrettin Altay'ın anısından
" 1937 yılında Ocak ayında İstanbul'a gelen Atatürk beni Park Otel'e çağırttı. Gittiğimde kendisini sıkıntılı bir halde buldum. Biraz da terli idi. İç salona geçtikten sonra balkona çıktı; sert rüzgarın karşısına göğsünü vermişti. Saçları rüzgardan uçuşuyor ve o dalgın dalgın Marmara'yı seyrediyordu. Mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. Üşütmesinden korktuğum için:
'Hava çok sert, soğuk alırsınız, içeri buyrun'
Bunun üzerine Atatürk, Fahrettin Altay'a döner ve bu sözleri söyler...
