Yunan-Türk Pacte d'entente cordiale'ı çok doğru olarak işaret buyurduğunuz gibi Yakındoğu için bir barış ve sükun vasıtasıdır.
Bu suretle yalnız memleketlerimizin kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak aynı zamanda vazifelerini müdrik her devlet adamı tarafından en ziyade mukaddes tutulması ve inatla müdafaası lazım gelen ve davaların en yükseği olan barış davasına hizmet etmek suretiyle bu mıntıkadaki bütün milletlerin menfaatlarına da faydalı olacaktır.
Dolayısıyla hükümetlerimiz bu söz konusu antlaşmayı müzakere etmek ve iyi suretle neticelendirmekle iyi bir surette ilham kaynağı olmuşlardır. Kendilerini hararetle tebrik etmek isterim.
Atatürk'ün Atina'daki beşvekalet vekili Kondilis'e yolladığı telgraf.
Pacte d'entente cordiale yani "Samimi Uzlaşma Anlaşması" Türkiye ve Yunanistan arasında 14 Eylül 1933 tarihinde imzalandı.
Türkiye ile Yunanistan, 1930 yılında yaptıkları antlaşma ile temelini attıkları dostluk ilişkilerini daha ileri götürmek için 14 Eylül 1933’te, Yunanistan Başbakanı Çaldaris ile Dışişleri Bakanı Maksimos’un Ankara’yı ziyaretleri sırasında “Yürekten Uyuşma Paktı” (Pacte d’Entente Cordiale) imzalamışlardır. Yakın bir zamanda savaşmış olan iki ülke arasındaki Antlaşma, yeni kurulan Cumhuriyet’in çevresi ile uyumlu ve barış içinde olduğunu gösteren “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin en önemli örneklerinden biridir.
Yunanistan Başbakanı Panagis Tsaldaris, 10 Eylül 1933’te, Yunanistan donanmasına ait Helli Kruvazörü ile İstanbul’a geldi. İstanbul’da kendisine tahsis edilen özel bir tren ile 11 Eylül’de Ankara’ya geçen Panagis Tsaldaris, burada Başbakan İsmet İnönü tarafından resmi tören ile karşılandı ve Ankara ziyaretinin ilk gününde Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından kabul edildi. 14 Eylül’de ise Türkiye ile Yunanistan arasında dostluk ve işbirliğini öngören Samimî Anlaşma Misakı’nın imza törenine katıldı.
Atatürk barışa öylesine önem veriyor ve bu uğurda öylesine mücadele ediyordu ki 1919 yılında Anadolu'yu işgal eden Yunanistan başbakanı Venizelos, Atatürk'ü 12 Ocak 1934'te Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermişti.
Cesaret gösteren ve tehlikeye atılan kazanır.
Kuvvetli olduğu halde başarıdan ümidini kesen, yerinden hareket edemeyen ve düşmanın hücum etmesini bekleyen herhalde mağlup olur.
Bir komutan, birliklerin emniyetini sağladıktan sonra düşmanı mağlup edeceğim demeli, mağlubiyet korkusunu hiç aklına getirmemeli; bu bağlamda Napolyon’u taklit etmelidir.
Korkak kalp daima mağluptur.
Atatürk'ün 1902-1905 yılları arasında Harp Akademisi'nde okurken 1897 Türk-Yunan savaşı hakkındaki notlarından.
Notlarda herhangi bir tarih kaydı bulunmuyor.
Biz, ne zor kullanmak, ne de fetih istiyoruz.Yalnız bırakılmamızı ve kendi ekonomik ve siyasal kaderimizi kendimizin tayin etmesine müsaade edilmesini istiyoruz.
Yeni Türk demokrasisinin tüm binası, bunun üzerine kuruludur.
Atatürk'ün "The Saturday Evening Post" yazarı Isaac Marcosson'la yaptığı röportajdan.
Tanrı, sadece insan toplumunun zirvesidir.
Atatürk'ün Vossiche Zeitung gazetesi muhabiri, yazar Emil Ludwig'le yaptığı söyleşiden.
Milli sınırlarımız dahilinde hür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. Bu meşru emelimizi elde etmek için uğraşıyoruz.
Şu kutsi mücadelede milletimiz, Islam'ın kurtuluşuna, dünya mazlumlarının refahının artmasına hizmet etmekle iftihar etmektedir.
Atatürk'ün Azerbaycan elçisi İbrahim Abilof'a yaptığı konuşmadan.
