Samimi ve nazikane davetnamenizi özel hürmet ve memnuniyet ile aldım. Güzel İzmir'imizin kurtuluş bayramının yıldönümüne tesadüf eden 9 Eylül 1923, senelerce elem ve hasretini çektiğimiz bu müstesna şehrimizde, sevgili hemşerilerimizin samimi muhitinde bulunmak benim için bir saadet olurdu.
Ne çare ki, yine millet ve memleketimizin selamet ve refahıyla alakalı bulunan mühim meşguliyetlerim, beni bu saadete nailiyetten, bu şerefli vazife men ediyor.
Bundan doğan derin teessürlerimi arz ederken, Milli Meclis'imizden gönderilen mebuslar heyetinin hüviyetinde benim de iştirak hissem bulunduğunun kabulünü rica ederim, Efendim.
İzmir Belediye Başkanlığı, Atatürk'ü İzmir'in Kurtuluşunun 1. Yıldönümü kutlamalarına davet eder. Atatürk ise, işlerinin yoğunluğu nedeniyle, bu daveti gayet nazikçe reddeder.
8 Eylül 1923, CHP'nin kuruluş tarihidir. Atatürk, CHP'nin kuruluşuyla meşgul olduğu için kutlamalara katılamaz.
Uzun bir zamandan beri kendisiyle haberleşiyor olmakla teselli bulduğum bir kişinin sessizliğiyle, haberleşmedeki ilgisizliğini görmekle azap duyuyordum.
Bugün o uzun süren sessizliği bozan bir mektubun gelmesi vicdan azabımı dindirdi.
Bir mektup... Evet; birkaç satırlık bir kağıt parçası...
Fakat sevilen bir kalbin sevgi akışlarının yansıdığı bir ruhun hatırlandığı sahne olduğu için sonsuz önemi vardır.
Bu cennete düşman sokulur mu?
Atatürk, İzmir'in kurtuluşundan bir gün sonra İzmir'e girdi ve Kordonboyu'nda Salih Bozok'u beklemeye başladı.
Orası o anda bir savaş sahasından daha tehlikeliydi çünkü Ermeni fedaileri ortalığı ateşe vermişler, sağa sola rastgele bomba savuruyorlardı.
Salih Bozok anlatıyor:
Etrafımız ateş içinde idi. Ve Atatürk, parkta gezintiye çıkmış kadar sakin, denizi seyrediyordu. Bir aralık bana:
-Güzel memleket! dedi. Ve ilave etti:
-Bu cennete düşman sokulur mu?
Ben, onu bu ölüm yağmurunun altından uzaklaştırmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Tehlikeyi anlatabilmek için:
-Paşam, dedim. Şimdi şu sokağın içinde bomba atan iki fedaiyi yakalayıp vurdular.
O gayet sakin eseflenip:
-Yazık, göremedik.
Bu karar Türk kadınına toplumsal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir.
Türk kadını evdeki medeni mevkiini salahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor.
Medeni memleketlerin bir çoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatla kullanacaktır. Bu notla en mühim inkılaplardan birini anmış oluyoruz
Atatürk'ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesi üzerine notları
Ben, büyük İsmet İnönü'nün karşısında bulunmakla mutlandığı manzaradan manen değilse bile maddeten uzak bulunmuş olmaktan üzüntü duymadığımı söyleyemem.
Ancak şununla teselli bulmaktayım ki, senin, hakikati, asaleti, millet ve devlet için gönülleri ateşlileri benim kadar ve belki benden daha parlak görür olduğunu bildiğimdir.
Atatürk'ün İsmet İnönü'ye yazdığın telgraf.
Mutlanmak kelimesi "mutluluk duymak" anlamına geliyor.
