Milli sınırımız dahilinde yabancı müdahaleden kurtulmuş olarak her medeni millet gibi hür yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Türk milletinin meşru hakkı nihayet insanlık ve medeniyet alemi tarafından teslim olunacaktır
Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanıldığını millete beyan ediyor.
Merkezi hükümetin benimsediği ve takip etmekte olduğu gerici gidişe ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük tehlikelerine ve korkularına karşı, haklarımızı müdafaa ve mevcudiyetimizi muhafaza için, Milli Meclis'in seçimini ve toplanmasını temin etmek ve süratlendirmek, bugünün en mühim vazifesidir.
Atatürk'ün Erzurum Kongresi için tüm askeri birliklere yolladığı telgraftan
Bugün düşmanlarla kuşatılmış olan Türk, Çerkes, Kürt gibi din kardeşlerinin el ele vermesi, sarsılmaz bir vücut meydana getirmeleri, namus ve hayatımızı kurtarmak için bir farzı ayndır.
Atatürk'ün Salihli cephesindeki milli komutanlardan Reşit Bey'e telgrafı
Dünyanın bugünkü durumu hiç de parlak görünmüyor. Her ülke, gençliğini bir başka ideolojiye sahip olarak yetiştirme gayreti içinde.
İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış.Bu ülkenin diktatörü olan Mussolini ülkesinin sekiz milyon faşist gencinin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor.
Almanya’da Hitler’in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka, bir büyük tehlikeli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır. Dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır diyorum. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur. Tekmil Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır.
Moskova’da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir.
Hayır. Ne komünizm ne de faşizm... Bu iki ideoloji de memleketimizin, ulusumuzun gerçeklerine karakterine asla uymaz.
Şunu da hemen ilave edeyim ki, ne Faşizm’in ne de Nazizm’in sonu yoktur.
Atatürk'ün komünizm ve faşizm hakkında görüşleri
Biz, belki burada bulunanların tamamı dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahredici bir istibdadın pençesi içinde idik.
Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Öğretmenler, mürebbiler yalnız bir noktayı kafalara yerleştirmeye mecbur tutulmakla idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak.
Bununla beraber, hatırlamak lazımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakiki ve fedakar öğretmenler ve mürebbiler eksik değildi.
Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır.
Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan...
