İstanbul'a benden çok çok selam. Yakında birbirimizi kucaklarız.
Atatürk'ün İstanbul'da yayınlanan Vakit Gazetesi başyazarına verdiği demeçten.
İstanbul, 1 yıl sonra, 6 Ekim 1923'de kurtuldu.
Atatürk, cumhuriyetin kuruluşundan sonra İstanbul'u ilk kez 1 Temmuz 1927’de ziyaret edebildi.
Salih, eğer düşündüklerimi tatbik edebilecek zamana sahip olursam, yakında cihanın gözlerini kamaştıracak bir askeri manzara meydana gelecektir.
Atatürk'ün, Büyük Taarruz'dan 15 gün önce yakın arkadaşı Salih Bozok'a söyledikleri.
Büyük Taarruz çok büyük bir riskti. Öyle ki diğer paşalar, Atatürk'ün böyle bir harekata girişmesine hayret etmiş: "Paşam bu kadar tehlikeli bir manevrayla bu savaşı kaybedersek bize vatan haini derler" demişlerdi.
Çok ilginçtir ki Atatürk, Büyük Taarruz'da eski Yunanlı komutan Epaminondas'ın "çarpık düzen" taktiğinin gelişmiş bir versiyonunu kullanmıştı ve Yunanlıları tuzağa düşürmüştü.
Atatürk Epaminondas'ı tanıyordu ama Yunanlılar tanımıyordu.
Lozan'a gönderdiğimiz delege heyeti ve onun başındaki arkadaşımız o kadar kıymetli ve kuvvetlidir ki, davamızı açıklıkla kavramış müdafaa vasıtalarını o kadar güzel hazırlamıştır ki, kimsenin hayallere sapmasına imkan kalmayacaktır.
Atatürk'ün Bursa Şark Sineması'nda halka yaptığı konuşmadan
Tanınmış birçok aydının kitabını okudum, hemen hepsi "hayat: insan dünyaya ağlayarak gelir, ağlayarak gider; ikisinin arası da ızdırap doludur" diyor.
Kendi kendime "o halde hayat manasız, kıymetsiz bir şeydir" dedim.
Bu sırada elime başka bir aydının kitabı geçti. Hayatı diğerleri gibi tarif ediyor, yalnız "ikisinin ortası ızdırap arasında neşeli vakitleri kendilerine temin edenler mesut kimselerdir" diyor.
Fert olsun, millet olsun neşeyi elden bırakmamalıdır. Neşe enerji kaynağıdır; neşesiz bir milletin yaşamaya hakkı yoktur.
İşte akşamları masama topladığım kişilerle geçirdiğim tatlı saatler, o aydının bildirdiği gibi mesut anlarımdır.
Bununla milletime örnek olmak istiyorum. Neşesini bırakmamalıdır.
Gerçi bize milliyetçi derler. Fakat biz öyle milliyetçileriz ki bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı ve uyum gösteririz. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız.
Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencil ve mağrur bir milliyetçilik değildir.
