Türkiye'nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye'ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de, bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum.
Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.
Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu'nun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.
Atatürk'ün Rus sefiri Aralof'un İran sefiri Mümtazüddevle İsmail Han şerefine verdiği ziyafette yaptığı konuşmadan
Tarihi hadiselerin etkenleri başlıca siyasi, askeri, toplumsal ve iktisadi olabilir. Çoğunlukla bu etkenler karışık olarak tesirlerini gösterir. Şüphe yok ki bütün bu etkenler çok mühimdir.
Fakat bence bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle, düşkünlüğüyle alakadar olan en mühim etken, milletin ekonomisidir.
Sinema, gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema, bir çeyrek yüzyıla kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.
Japonya'daki kadın, Amerika'nın göbeğindeki siyah adam, Eskimo'nun dediğini anlayacaktır.
Tek ve birleşmiş bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında, tarihte devirler açan matbaa, barut ve Amerika'nın keşfi gibi olaylar birer oyuncak yerinde kalacaktır
Atatürk, aslında sinemanın propaganda gücünü çok iyi biliyordu. Öyle ki kendi hayatını film olarak çekmeye karar vermiş, bunun 137 sayfalık senaryosunun büyük bir kısmını da kendisi yazmış ve Münir Hayri Egeli'ye vermişti. Filmin adı "Ben Bir İnkilap Çocuğuyum" olacaktı.
Münir Hayri Egeli anlatıyor:
“Bir gün: beni Çankaya’dan çağırdılar. Çankaya’ya gittiğimde, Atatürk kütüphanedeydi. Atatürk: “yabancı bir şirketinden mektup aldım. Bizim inkılabımıza dair bir film yapmak istiyorlar. Çok güzel, ancak inkılabımıza dair film yapmak bizim işimiz olmalıdır. Bir senaryo düşün. Bu senaryo: benim hayatımla, mesela bir öğretmenin hayatını göstermelidir’ dedi...”
Ne yazık ki film asla çekilemedi.
Bununla beraber, Atatürk sinemaya gitmeyi çok seviyordu ve Sinemada halkıyla beraber oluyor ve onların beğenisini ölçmeyi seviyordu.
Millet fertleri arasında nifakı değil, birlik ve beraberliği sağlamaya; birbirinden intikam alına hissiyatını doğurtmaya değil; istibdat ve zulüm devrinin kiri olan fena hislerin kalplerden atılmasına yarayacak olgunlukta akıllıca makaleler yayımlanmasına gayret edilse gazetenizin şerefi yükselir, hizmeti faydalı olur.
Atatürk'ün Bingazi'de bulunduğu sırada Hanya'da (Girit adası) yayınlanan İstikbal gazetesine yazdığı mektuptan...
Dünyaya hakim olan milletleri idare edenlerin arasında ne yazık ki birinci derece devlet adamı çıkmıyor.
Avrupa'da birkaç maceraperest Almanya ile İtalya'nın başında cebren bulunuyorlar.
Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aczinden cüret alıyorlar.
Bunlar bugün dünyayı kana bulamaktan çekinmeyeceklerdir.
Atatürk, hastalığının son günlerde çocukluk arkadaşı Ali Fuat Cebesoy'a Hitler ve Mussolini'yi kastederek bu sözleri söyler.
Ve sonra yaklaşmakta olan savaşta ülkeyi idare edemeyeceği konusundaki endişelerini dile getirir.
