Padişahlar halka acımadılar, Anadolu'ya acımadılar, onu sadece soydular.
Osmanlı ve padişahlar hakkında
Doğu alemi üzerinde rakipsiz manevi nüfuzunu tesise ve Dünya Savaşı yüzünden memlekette bozulan iktisadi dengeyi bu suretle iade ederek Bolşeviklik cereyanını Batı Avrupa'da imhaya çalışan İngiltere hükümetinin pek ustaca olan bu büyük teşebbüsüne fiili ve ciddi bir surette engel olabilecek ve mukavemet edebilecek yegane İslam hükümeti Türkiye devleti olduğu için Batı emperyalizm ve kapitalizminin en ziyade taarruz darbeleri bittabi Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyor.
Efendiler! Haşmet ve debdebe içinde hayat geçirmeye alışan bu padişahlar ve yakınları ve sarayları ve bütün erkanı artık ne olursa olsun bütün bu debdebe ve gösterişi devam ettirmenin zaruri olduğu kanaatinde bulunuyorlardı.
Onun için devletin hakiki kaynaklarını kuruttuktan sonra muhtaç oldukları parayı hariçten tedarike kalkıştılar ve bunun için birçok borçlanmaya girdiler.
Milletin bütün menfaatlarını sınırlamak suretiyle ve haysiyet ve şerefini feda etmek suretiyle birçok borçlanmaya girdiler.
O kadar ki, bunların faizlerini ödeyemeyecek bir hale geldi ve bir gün devlet, dünya gözünde iflas etmiş sayıldı.
Osmanlı Padişahları hakkında, İzmit sinema binasında konuşma.
Boğazlar meselesinde dostlarımıza açık sözümüz şudur: Türk milletinin, Türk vatanının tam emniyeti tedbirleri -ki bunlar hiçbir dost devlete ve hatta hiçbir devlete zarar vermez- hakkıyla tahakkuk ettirilmedikçe yapılacak herhangi bir rejimin Türk milletince kabule layık görülemeyeceğine şimdiden inanmalıdır.
Atatürk'ün, Montrö Anlaşması öncesinde Boğazlar Rejimi hakkında Yunus Nadi'ye yazdırdığı makale
Artık, memleketin hasis ihtiraslar yüzünden bu ana değin sürüklendiği felaketler kafidir.
Millet çirkef bir parti tesiriyle yaşamayacak, ancak milli birlik yaşayacaktır.
