Efendiler, hiçbir millet, milletimizden ziyade yabancı unsurların inançlarına ve adetlerine riayet etmemiştir.
Hatta denilebilir ki, başka dinler erbabının dinine ve milletine riayetkar olan yegane millet bizim milletimizdir.
Fatih, Istanbul'da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum patriği, Bulgar eksarhı ve Ermeni kategigosu gibi Hıistiyan dini reisleri imtiyaz sahibi oldu. Kendilerine her türlü serbesti bahşedildi.
Istanbul un fethinden beri, Müslüman olmayanların mazhar bulundukları bu geniş imtiyazlar, milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en müsaadekar ve civanmert bir milleti olduğunu ispat eder en açık delildir.
Atatürk'ün Ankara'da eşraf ve ileri gelenlerle konuşması
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli meselelerden biri, kadın ve erkek arasında kanuni ve toplumsal tam eşitliği temin etmektir.
Kadınlarımız, bağımsızlık savaşı sırasında cesaret ve fedakarlığın en üstün vasıflarını sergilediler. Eğitim almaya ve öğrenmeye çok istekliler ve hatta bazıları şimdiden ilim ve edebiyat sahalarında muvaffakiyetler kazanıyor.
Kadınlar da artık Anadolu'nun her tarafında pek çok sanayi müesseselerinde çalışıyor. Kadının zorla köşeye çekilmesinin aile yaşamını mahvettiği yerde hiçbir ilerleme mümkün değildir.
Atatürk'ün The New York Herald gazetesine verdiği röportaj
Doğu kavimlerinin Batı kavimlerine taarruz ve hücumu, tarihin belli başlı bir safhasıdır. Doğu kavimleri arasında Türk unsurunun başta ve en kuvvetli olduğu malumdur.
Hakikaten Türkler, İslam'dan önce ve İslamidan sonra Avrupa içerisine girmişler, taarruzlar, istilalar yapmışlardır.
İki üç kişi dışında, iktidarımızın başında bulunan kişilerin hemen hepsi emekçiler arasından çıkmıştır.
Ve herhangi bir servete sahip değillerdir. Bundan dolayı elbette bizim korkmamıza ve komünist harekete karşı düşmanca tavır almamıza gerek yoktur.
Atatürk'ün Türkiye'yi ziyarete gelen Sovyet Delegasonu üyeleri Mihail Frunze ve İbrahim Abilov'la görüşmesinden...
Biz İngiltere ile harp etmek istemiyoruz, fakat onlar İstanbul'u Türkiye'ye teslim etmelidir.
İstanbul Türkiye'nin payitahtıdır.
Mümkün mertebe barış yoluyla istiyoruz. Eğer olmazsa onun için harp edeceğiz.
Atatürk'ün Amerikalı Chicago Tribune gazetesi muhabiri John Clayton'a verdiği demeç...
30 Ağustos Zaferi'yle beraber Batı Anadolu kurtarılmıştı. Ama İstanbul hala İngilizlerin elindeydi. Atatürk, İstanbul'u almaya kesin olarak kararlıydı ve gerekirse savaşacağını İngilizlere ifade etti.
İngilizlerse Boğazlar ve İstanbul'a önem veriyordu. Türklerin Çanakkale'ye doğru ilerlemesi onların için tehditti. Başbakan Lloyd George, 7 Eylül tarihindeki kabine toplantısında Gelibolu'yu "dünyanın stratejik olarak en önemli bölgesi" olarak tanımlamıştı. Dışişleri Bakanı Lord Curzon da Gelibolu ve İstanbul'un Türklerin eline geçmesine asla izin verilemeyeceğini söylüyordu.
1922 yılı Eylül ayında Türkiye'nin 250.000 askerine karşılık, İngilizlerin, İstanbul'da 50.000 askeri vardı. İstanbul'un çoğunluğu Türklerden oluşuyordu ve olası bir savaş halinde, bu insanlar da milis olarak kullanılabilirdi.
Aslına bakarsanız, her iki taraf da savaşmak istemiyordu. Çanakkale Savaşı'nın vahşetini, akan kanı, verilen kayıpları Atatürk de, İngizler de iyi biliyordu. İngiltere 1. Dünya Savaşı'nı kazanmıştı ama çok büyük kayıplar vermişti. 1917 yılında az kalsın savaş dışı kalıyorlardı. 1918'de artık 16-17 yaşında gençleri askere almaya başlamışlardı.
İngiliz hükümetinin Boğazlar konusundaki kararlılığı basında büyük tepki gördü. Büyük gazeteler savaş karşıtı manşetler attılar. Sendika Kongresi tüm İngiltere genelinde greve gitme çağrısı yaptı.
Atatürk, İngiltere'nin kendi topraklarından bu kadar uzakta yeni bir kanlı savaşı göze alamayacağını, İngiliz halkının bunun için gücü ve morali kalmadığını çok iyi tahmin etmişti.
23 Eylül'de Türk ordusu Çanakkale'nin güneyindeki tarafsız bölgeye girdi. İngiliz işgal komutanı Harrington'ın Türk ordularının tarafsız bölgeden çekilmesini rica eden telgrafına karşılık, Atatürk, TBMM'nin tarafsız bölge diye bir bölge tanımadığını bildirdi.
Türk ordusu kesin olarak kararlıydı. Kendi kamuoyuyla beraber Fransa, İtalya ve en ömenmlisi Kanada'nın desteğini de kaybeden İngiltere sonuç olarak İstanbul'u ve Boğazları Türkiye'ye geri vermeye razı oldu. Barış yoluyla bölgeyi alabileceğini anlayan Atatürk, orduları durdurdu.
Bu Eylül-Ekim 1922 tarihindeki bu sürece Çanakkale Krizi adı verilir. Çanakkale Krizi sonrasında İngiltere'de Lloyd George hükümeti düştü.
Atatürk'ün amacı misak-ı milli sınırlarını tamamlamaktı. Bundan daha fazlasını istemiyordu. Makedonya veya doğduğu Selanik'e yürümeyi düşünmedi. Atatürk tüm işgal güçlerini Anadolu'dan kovdu. Onun amacı, yabancı toprakları işgal etmek değil, milletinin barış içinde yaşayacağı bir toprak parçasını elde etmekti ve bunu da yapabileceği en muhteşem şekilde yaptı.
