Ne iyi içki imiş bu!
İnsanın şair de olası geliyor!
Atatürk 1899 yılında İstanbul'da Harp Okulu'na başlar ve Ali Fuat Cebesoy'la arkadaş olur. Ali Fuat Cebesoy Kuzguncuk'da oturmaktadır ve Atatürk de sık sık onun evine gidip kalır.
Birgün ikisi beraber Büyükada'ya giderler ama lokantaya gidecek paraları yoktur.
Ali Fuat, bir şişe bira, bir şişe rakı ve ekmek alır. Atatürk birayı içer ve sonra ilk kez rakıyı dener.
O yaşına kadar hayatında biradan başka içki içmemiş Atatürk bu sözleri söyler.
Tarihin inkar ve itiraz kabul etmez hakikatlerindendir ki, Antakya, İskenderun ve havalisinde bugün oturmakta bulunan Türkler oraların en aşağı kırk asırlık sahip ve sakinleridir.
Şu iman dolu bekleme günlerinde bu tarihi hakikati hatırlamak ne kadar zevkse, hatırlatmak da o kadar vazifedir.
"Tarihten Bir Yaprak, Bir Türk Camiasının Adı" başlıklı makale Atatürk tarafından yazdırılmış ve İsmail Müştak Mayakon imzasıyla 10 Ekim 1936 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştı.
O günün gazete sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
O döneme kadar bölgeye İskenderun ve Antakya deniyordu. Hatay ismini 1936 yılında bizzat Atatürk verdi.
Atatürk makalede Hatay'daki Türklerin o bölgeye yüzlerce yıl önce Çin'in kuzeyinde "Hatay" adı verilen bölgeden geldiğini yazıyor ve Hatay ismini de bu nedenle uygun görüyor.
Afet İnan anlatıyor:
Montrö'de Boğazlar meselesi konuşulmaya başlandığı zaman, ben de Cenevre'de idim. Son oturumlarda baktım kritik birtakım şeyler var. İstanbul'a dönecektim. Tevfik Rüştü Aras endişeli bir durumda idi. Anlattı bana durumu. Bazı meselelerde tam anlaşma olmamıştı.
Gelişim bir iki gün sürdü. Geldiğim zaman baktım Atatürk gayet neşeli. Halbuki Montrö'de pek iyi havadisler yoktu. Tevfik Rüştü Bey böyle anlattı dedim.
Atatürk 'Yok!' dedi, 'O mesele bitti artık!' Hakikaten 20 Temmuz'du işte, ben geldiğim anda anlaşma imzaya girmiş.
Ben birdenbire 'Aman, çok memnun oldum! Artık bir dış mesele kalmadı!'
Atatürk 'Hayır!' dedi, 'Var, mühim bir meselemiz var! Şimdi İskenderun ve Antakya meselesi var! Bunun üzerinde duracağız.
Ben şaşırıp kaldım: Ne olacak? diye sordum.
Alacağız dedi...
İşte Hatay meselesi o günden sonra (21 Temmuz 1936) konuşulmaya başlandı.
On gün süren Birinci Türk Dil Kurultayı bugün milletimizi derinden sevindirecek verimli hızlara yol açan keskin, güzel, özlü sözler söylenerek senin yüce adın alkışlar içinde anılarak bitirildi.
Maarif Vekili Beyefendi kendisine olan buyruğunu çok güzel, tam yerinde Kurultay'a bildirdi. Sevinç yükseldi.
Ben Kurultay'ın değerli çalışmasından, yüksek duygular ortaya koymasından ne kadar sevindiğimi sana bildirmek istedim.
Seni çok özledim. işini bitir de çabuk kavuşalım.
Atatürk'ün "Birinci Türk Dil Kurultayı" hakkında Başbakan İsmet İnönü'ye tebrik mesajı...
Birinci Türk Dili Kurultayı 26 Eylül - 5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleştirildi.
Dil ve tarih konusundaki duyarlılığını dile getiren ve dil konusuna önem veren Atatürk, Türkçe ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulması için 11 Temmuz 1932 akşamı talimat vererek, Cemiyetin kurucularını ve yapacağı işleri belirledi.12 Temmuz 1932 günü, Çanakkale Milletvekili Samih Rifat'ın başkanlığındaki yönetim kurulu üyeleri gerekli belgeleri İçişleri Bakanlığına sunarak o zamanki adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurdular.
Cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Atatürk, bir dil kurultayı toplanması talimatını verdi. Dil Kurultayı'nın toplanacağı haberi bütün basın organlarında duyuruldu, bilim adamlarının, yazarların, şairlerin, gazetecilerin, öğretmenlerin ve dile meraklı herkesin Kurultay'a katılabileceği, bunun için de kayıtlarını yaptırmaları gerektiği açıklandı.Yurdun dört bir köşesinden insanlar, Kurultay'a katılmak için başvuruda bulundular.
Atatürk, okunacak bildirilerin, yapılacak tartışmaların salonda kalmaması düşüncesiyle Kurultay'ın canlı olarak radyodan yayımlanmasını istedi. İstanbul Radyosu ile Dolmabahçe Sarayı arasında kablo bağlantısı kuruldu. Böylece bu salonda konuşulanlar, radyo aracılığıyla bütün Türkiye'ye duyurulacaktı. O dönemde herkesin evinde radyo olmadığı için şehir merkezlerine kurulan ses düzeni ile radyo yayını halka ulaştırıldı.
Kurultay, 26 Eylül 1932 Pazartesi günü saat 14.00'te Türk Dili Tetkik Cemiyeti Başkanı Samih Rifat Beyin konuşmasıyla açıldı. Başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet yönetimi tam kadro hâlinde Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'nda yerlerini almışlardı.
Dil uzmanlarının, Türkçe öğretmenlerinin yanı sıra Abdülhak Hâmit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin, Ali Canip Yöntem, Fuat Köprülü, Hüseyin Cahit Yalçın, Celâl Sahir Erozan, Ruşen Eşref Ünaydın gibi Türk edebiyatının tanınmış şair ve yazarları ile gazeteciler Kurultay'a bildiriler sundular.
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyet'imizin dayanağı Türk camiasıdır.
Bu camianın fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o camiaya dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
Atatürk'ün Türk Ocakları Kurultay'ında yaptığı konuşmadan.
Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin.
Falih Rıfkı Atay anlatıyor:
Atatürk sağ iken, büyük İslam kongrelerinden birine biz de çağrılmıştık.
Kongre Mekke'de toplanacaktı. Atatürk'ün bir delege göndermeye razı olup olmayacağını merak ediyorduk.
Hiç tereddütsüz karar verdi. Türklüğünden kibir denecek kadar gurur duyan büyük adam, milleti ile aynı dinden olanları da gerilik ve kölelikten kurtulmuş görmek için elinden geleni yapmak istemiştir.
Müslümanlık yeniden şereflendikçe nasıl Türklerin bunda manevi bir hissesi olacaksa, on milyonlarca Müslüman ya geri, ya köle kaldıkça bundan Türklere de bir utanç payı düşmemek ihtimali var mı idi?
Biliyordu ki Mekke'ye şapka ile gidilemez. Amma daha iyi biliyordu ki başlık ve kıyafet değiştirmekle din değiştireceğini zanneden bir cemiyet de ne gerilik, ne de kölelikten sıyrılabilir. Milletvekillerinden Edip Servet Tör'ü çağırdı:
Mekke'ye gidip beni temsil edeceksin. Türksün ve Müslümansın. Türklük, Müslümanlığın öncüsü ve kılavuzudur. Müslüman milletleri medenileşmekten alıkoyan bâtıl itikatları yıkmak için Mekke'ye şapka ile gireceksin. Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin.
Edip Servet Tör, Mekke'ye şapka ile girdi. Müslüman delegelerinin en fazla itibarlısı o idi. Kongrenin sonuna kadar, Mustafa Kemal mucizesine hayranlık duyan heyetler arasında, Kemalist Türkiye'yi efendice temsil etti.
