Sizden fedakarlıklar bekliyorum. Kahredici bir istibdada karşı ancak ihtilal ile cevap vermek ve köhneleşmiş çürük idareyi yıkmak, milleti hakim kılmak, kısacası vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum!
Atatürk'ün Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, Selanik Şubesi'nin açılışı sırasında yaptığı konuşmadan...
Makamınızda gözüm yoktur! Ve o makamı kendime küçük görürüm.
Benim düşüncem ve emelim çok büyüktür.
Eğer makamınızda gözüm olsaydı şimdiye kadar çoktan orasını işgal ederdim!
Atatürk'ün kendisine "Yahu, biz birbirimizin karşısına çıktığımız zaman ellerimizi sıkıyorsun. Halbuki arkadan benim kuyumu kazıyorsun. Eğer gözün bu makamdaysa sen geç de otur!" diyen Enver Paşa'ya cevabı
Samimi ve nazikane davetnamenizi özel hürmet ve memnuniyet ile aldım. Güzel İzmir'imizin kurtuluş bayramının yıldönümüne tesadüf eden 9 Eylül 1923, senelerce elem ve hasretini çektiğimiz bu müstesna şehrimizde, sevgili hemşerilerimizin samimi muhitinde bulunmak benim için bir saadet olurdu.
Ne çare ki, yine millet ve memleketimizin selamet ve refahıyla alakalı bulunan mühim meşguliyetlerim, beni bu saadete nailiyetten, bu şerefli vazife men ediyor.
Bundan doğan derin teessürlerimi arz ederken, Milli Meclis'imizden gönderilen mebuslar heyetinin hüviyetinde benim de iştirak hissem bulunduğunun kabulünü rica ederim, Efendim.
İzmir Belediye Başkanlığı, Atatürk'ü İzmir'in Kurtuluşunun 1. Yıldönümü kutlamalarına davet eder. Atatürk ise, işlerinin yoğunluğu nedeniyle, bu daveti gayet nazikçe reddeder.
8 Eylül 1923, CHP'nin kuruluş tarihidir. Atatürk, CHP'nin kuruluşuyla meşgul olduğu için kutlamalara katılamaz.
Milletimiz ufak bir aşiretten; anavatanda bağımsız bir devlet tesis ettikten başka Batı alemine, düşman içine girdi ve orada büyük müşkülat içinde bir imparatorluk vücuda getirdi.
Ve bunu, bir imparatorluğu altı yüz seneden beri büyük bir şevket ve azametle devam ettirdi. Buna muvaffak olan bir millet elbette yüksek siyasi ve idari niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle vücuda gelemezdi.
Cihanın malumudur ki, Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinde bir sınırından diğer sınırına ordusunu fevkalade sürat ile ve tamamen donanmış olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce iyi besler ve idare ederdi.
Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilatının değil, bütün idari şubelerin fevkalade mükemmeliyetine ve kendilerinin kabiliyeti olduğuna delildir.
Atatürk'ün Ankara'da eşraf ve ileri gelenlerle konuşması
Biliyorsunuz, ben Makedonyalıyım. Selanik'te çocukluğumdan beri milletinizin çocuklarıyla tanıştım, dostluk ettim. Onlardan da aynı karşılığı gördüm ve şunu da sezdim ki, her iki milletin çocuklarında birbirlerine karşı daha fazla ve daha özel mahiyette bir yakınlık ve sokulganlık vardır.
Demek istiyorum ki, daha o yaşlardan beri milletinize muhabbetim vardır. Bu tabii eğilime bakarak her iki milletin daima birbirine yakın dost olmasını ve öyle kalmasını daha gençliğimden düşünmüştüm.
Daha sonra hadiselerin zorlaması dolayısıyla ayrı ayrı saflarda bulunduğumuz zamanlarda dahi, fırsat çıktıkça temas ettiğim subaylarınıza, bu ayrılığın geçici olduğunu, esasta, dikkatle bakılacak olursa bu iki milletin birbirine dost olması her ikisinin de büyük ve hayati menfaatları gereği bulunduğunu, zamanla bu hakikatin anlaşılacağını ve bu dostluğun kurulacağını ve daima buna çalışmanın uygun olacağını söylemişimdir.
Atatürk'ün Yunanistan elçisi Metaksas'la yaptığı görüşmede söyledikleri.
