İşe köyden ve mahalleden ve mahalle halkından yani kişiden başlıyoruz.
Kişiler düşünür olmadıkça, hangi haklara sahip olduğunu anlamadıkça, kitleler istenilen yöne, herkes tarafından iyi veya kötü yönlere yöneltilebilirler.
Kendini kurtarabilmek için her kişinin geleceği ile bizzat ilgilenmesi lazımdır.
Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir müessese elbette sağlam olur.
Nutuk
Derin ve karşılıklı bir itimada dayanan Türk-Yunan dostluğu artık açık bir hakikattır.
İki memleket arasındaki bu sıkı dostluk bağlarının gün geçtikçe kuvvetlenmesi şahsen benim aziz bir emelimdir.
Bu dostluğun yalnız hissiyata dayalı değil, karşılıklı hayati menfaatlar icabı olduğu hakkındaki kanaati pek haklı bulurum.
Bir millet ki, bir akidenin, bir ananenin mantıki deliller olmaksızın sırf manevi birtakım sebeplerden dolayı muhafazasına düşkündür, o milletin aydınlanması ve ilerlemesi tabiatıyla geç olur ve belki de hiç olmaz.
Yenilik ve ilerleme bahsinde kayıtlara ve şartlara tabi olan bu gibi milletlerdir ki, daha makul düşünen, hayat felsefesini daha geniş manasıyla idrak eden milletlerin hakimiyeti altına girerler.
Ekselans! Ekselans!
Şu Maginot maskaralığından vazgeçip, ordunuzu yenilemeye uğraşınız.
Hakkınızda daha hayırlıdır.
Damar Arıkoğlu anlatıyor: Ankara Palas'ta verilen cumhuriyet balolarından birindeydik. Geç saatlerde Atatürk geldi ve bir ara Fransız büyükelçisiyle karşılaşıp sohbet etmeye başladılar.
Bir anda Atatürk bu sözleri söyleyip hızla büyükelçinin yanında ayrıldı.
Damar Arıkoğlu olaya yakın olmadığı için konuşmaları duymamış ama büyük ihtimal Fransız büyükelçisi sabit hatlara kesinlikle karşı olan Atatürk'le tartışmaya başlamış ve Maginot hattını abartarak anlatmış ve bu da Atatürk'ü sinirlendirmişti. Tarih büyük ihtimal 1937 veya 1936.
Atatürk'ün haklılığı 2. Dünya Savaşı'nda Almanların 34 günde Paris'e girmesiyle ortaya çıktı.
Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder.
