Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır.
Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini idrak etmek ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır.
Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.
Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan
Mahvımızı emel edinmiş olan İngiltere'nin bütün İslam alemini kapsayan genel bir esaret tesisi hususundaki hainane teşebbüslerine mukavemet ve muhalefet edebilecek yegane İslam hükümeti Türkiye devleti olduğu içindir ki bütün Batı emperyalizm ve kapitalizminin en müthiş taarruzları Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyor.
Atatürk'ün Taşkent'te bulunan Cemal Paşa'ya yolladığı telgraftan.
Siz milliyetçi zümre, halkla konuştuğunuz vakit yüksek sesle söylemeyi unutmayınız.
Yüksek ses, inancın ifadesi olduğu vakit tesir yapmaktan geri kalmaz.
Yolunda çalıştığımız büyük mefkureyi halkın kalbinde bir fikir halinden, bir his haline geçirmelisiniz.
Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak ,bilhassa sizin vazifenizdir. Birtakım kelimeler var ki, sık sık telaffuz edildiği halde, hatta aydınlarımız arasında onu tamamıyla anlayanlar çok değildir.
Halkçılığın ne olduğunu, esasları neden ibaret bulunduğunu, halkçıların halka karşı ne gibi vazifeler üstlenmek mecburiyetinde kalacaklarını madde madde izah etmek lazımdır.
Cumhuriyet'i, onun icaplarını yüksek sesle anlatınız. Cumhuriyet prensiplerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiçbir fırsatı ihmal etmeyiniz.
Atatürk'ün, İstanbul'da Türk Ocağı'na yaptığı ziyaret sırasında konuşması
Üçüncü Ordu Müfettişi Cevad Paşa'yı telgraf başına çağır. Depremde yaralanmış vatandaşlarımızı hemen ordu sağlık kurulları bakım altına alsın.
Evi yıkılmış vatandaşlara ordu çadırları verilsin. Ordu gezgin fırınları hemen deprem bölgesine gönderilip halka ekmek pişirmeye başlasın.
Erzurum Valiliği ile sıkı bir işbirliği kurulsun ve gelişmelerden beni haberdar etsin
Mustafa Kemal ve beraberindekiler Hamidiye Kruvazörü'yle Trabzon'a ulaştıkları an çok tatsız bir haberle karşılaştı. Erzurum'da büyük bir deprem olmuştu.
Sahil Bozok anlatıyor:
"Erzurum'da bir deprem olmuş, evler çökmüş, insanlar ölmüştü... Yıkıntı büyüktü...
Mustafa Kemal Paşa hemen Samsun'a dönüleceği ve oradan Erzurum'a geçileceği emrini verdi. O akşam içki içilmedi."
Mustafa Kemal sonra telsizle görseldeki emri yolladı.
"Erzurum'a ulaşınca Mustafa Kemal Paşa, çadırları bir bir gezdi; hastalan, yaralıları yokladı, çocuklarla ilgilendi.
1924'de meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem, 60 vatandaşımızın canına mal oldu. Erzurum'a Türkiye'nin her yerinden yiyecek, kıyafet ve para yardımı gönderildi.
İstanbullu bir kitapçı, İbrahim Hilmi Bey ise depremzede çocuklar için 1000 adet kitap yolladı! Bunun üzerine Mustafa Kemal kendisi bizzat kitapçıya telgraf yolladı ve teşekkür etti.
Atatürk, deprem sıkıntısını 1902 yılında yaşamıştı. O yıl Temmuz ayında Selanik'te 6.6 büyüklüğünde bir deprem oldu. Atatürk, İstanbul'daydı.
Çok sayıda ölü ve yaralı olduğu haberleri geliyordu ve Atatürk annesine ve kız kardeşine ulaşamıyordu. Telefon veya telgraf yoktu.
Neyse ki 1 hafta sonra depremde şehir merkezinde can kaybı olmadığı anlaşıldı.
Atatürk de deprem endişesini yaşamıştı.
1. görsel, Mustafa Kemal, Erzurum Vilayet Konağı'ndan çıkarken (9 Ekim 1924)
2. görsel, Mustafa Kemal Pasinler'de depremzedelerle beraber (2 Ekim 1924)
Ne yazık ki, şimdi hilafet ve saltanat makamını işgal eden zat, bu millet için hain bir adamdır.
