Yıllar
Konular
Favoriler

Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır.

Yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini idrak etmek ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır.

Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düsturları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.

Mustafa Kemal Atatürk - 22 Eylül 1924
Buraya tıklayarak sayfayı yenileyin ve her yenilediğinizde Atatürk'ün bir başka sözüyle karşılaşacaksınız
X

Atatürk'ün Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmadan

Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri 17. Cilt, s.44

Son mektupların bana büyük bir memnuniyet verdi. Beni daima hatırladığını öğ­renmekle çok bahtiyarım.

Ben de her an seni düşünüyorum ve senin tatlı arkadaşlı­ğında geçirdiğim güzel anları zevkle hatırlıyorum.

Mustafa Kemal Atatürk - 7 Aralık 1913

Atatürk'ün Sofya'dan Madam Corinne'e mektubu

Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri, 1. Cilt, s.154

Bireyler fikir sahibi olmadıkça, haklarını idrak etmiş bulunmadıkça, kitleler istenilen istikamete, herkes tarafından iyi veya kötü istikametlere sevk olunabilirler.

Kendini kurtarabilmek için, her bireyin geleceği ile bizzat alakadar olması lazımdır.

Mustafa Kemal Atatürk - 28 Aralık 1919

Atatürk'ün Ankara eşrafı ve ileri gelenleriyle konuşması.

Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri 6. Cilt, s.30

Kişisel kinleri, kişisel düşmanlıkları körükleyen ve güdenler ancak ve ancak ilkel toplumlardır.

Mustafa Kemal Atatürk - 1936

1936 yılında, Ankara’da Ankara Palas Oteli’nin alt salonunda Çocuk Esirgeme Kurumunun balosunda söyledikleri

Kaynak: Kaynak: Atatürk'ten Anektodlar - Genelkurmay Başkanlığı

Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğ­ruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılapları benimsemiştir.

Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu "bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır" demeyecektir.

Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz inkılap ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!"

Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını istemeyecek.

Diyecek ki: "Ben, inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve etkenleri düzeltmek de benim vazifemdir!"

İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk - 5 Şubat 1933

Bursa Nutku

Bursa Ulucami'de namaz kılan yüz kadar insan, aralarında konuşur: "neden İstanbul'da ezan Arapça okunurken Bursa'da Türkçe okunuyor diye dedikodu yaptıktan sonra, işi Evkaf Müdürü'nden sormaya karar verir. Evkaf Müdürü, Vali'ye gidin, der. Cemaat, topluca vilayete gider.

Fakat vali öğle yemeğinde. Kalabalık, hükümet konağının mermer merdivenlerine çömelip beklemeye başlar.

Mesele polise, tümene, jandannaya akseder. Tertibat alınmış; bu arada Ankara'ya da 'Bursa'da irtica var!' diye telgraf çekilmiş.

Atatürk, otomobille İzmir'e gitmekte. Haberi yolda alıyor. Yaptı­ğı ve inandığı inkılapların öz mal sahibi sıfatıyla, tehlikede gördüğü eseri için hemen Bursa'ya koşuyor. İşi bizzat inceliyor; kararını Anadolu Ajansı'na kısa bir tebliğ ile bildiriyor: 'Bu, din meselesi de­ğil, dil meselesidir!'

O akşam, Çekirge yolundaki köşkte Atatürk'e bir yemek verildi. Sofrada on üç, on dört kişi var. O günkü hadiseden dolayı Atatürk'ün gönlünü almak üzere bu on dört kişiden birisi:

-'Efendim' diye söze başladı. 'Bursa gençliği bu hadiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye olan güveninden ötürü .. .'

Devam edemedi. Atatürk bir işaretle sözünü kesti:

-'Bursa gençliği de ne demek? diye biraz sert sordu. Memlekette parça parça, yer yer gençlik yoktur, sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır! ..'

Sonra, Türk gençliğinden ne anladığını bu sözlerle tarif etti.

Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri, 26. Cilt, s.118

Veritabanında
718 söz
bulunuyor.
Arama
Görüş Bildir

ve Arasında