Bir muhitte yaşadığım ve his ve fikirde tam uygunluğun varlığı sebebiyle haklarında kalpten muhabbetler beslediğim arkadaşlarımla mümkün olduğu kadar sevgi alışverişinde bulunmayı arzu ettiğim gibi, araya uzaklığın girmesiyle yüzlerini göremediğim ve sözlerini işitmek hazzından mahrum bulunduğum kardeşlerimle de her türlü engele göğüs gererek haberleşmeyi son emelim bilirim.
Zira bence kardeşlik bağı kutsal bir altın bağdır.
Atatürk'ün not defterinden
Uşak Kuvayi Milliye Kumandanlığrndan gelen raporda; Ödemiş, Bandırma, Tire, Salihli kazalarında beş yüzden fazla Müslüman'ın Yunanlılar tarafından Kuvayi Milliye'ye yardım edecekleri bahanesi ile tutuklandığı ve işkence edilmekte olduğu, işgal bölgesinde Müslümanlar aleyhinde yeniden başlamış olan zulüm ve baskılar bu şekilde devam edecek olursa aynen karşılık vermeye mecbur kalınacağını bildirmekte ve tutuklanmış olan Müslümanların tahliyesi vasıtalarına hükümeti seniyenizin teşebbüs ederek neticenin bildirilmesi istirham kılınmaktadır.
Atatürk'ün Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya telgrafı
Bağımsız bir millet, meşru ve meşruti bir hükümet olarak yaşamaya azmetmiş olan milletimiz, isterse geçici olsun hiçbir yabancı işgal ve denetimini kabul edemez.
Göç doğru değildir. Bilakis aziz topraklarınızda kalarak milli teşkilatınızı genişletiniz.
Mütarekename hükümlerine aykırı ve her türlü haksızlığı protesto, icabında fiilen reddeylemeniz meşru ve mukaddes; maksadınızın elde edilmesi için esas şarttır.
Atatürk'ün, Urfa müftüsü ve Urfa eşrafına gönderdiği telgraf
Bu cennete düşman sokulur mu?
Atatürk, İzmir'in kurtuluşundan bir gün sonra İzmir'e girdi ve Kordonboyu'nda Salih Bozok'u beklemeye başladı.
Orası o anda bir savaş sahasından daha tehlikeliydi çünkü Ermeni fedaileri ortalığı ateşe vermişler, sağa sola rastgele bomba savuruyorlardı.
Salih Bozok anlatıyor:
Etrafımız ateş içinde idi. Ve Atatürk, parkta gezintiye çıkmış kadar sakin, denizi seyrediyordu. Bir aralık bana:
-Güzel memleket! dedi. Ve ilave etti:
-Bu cennete düşman sokulur mu?
Ben, onu bu ölüm yağmurunun altından uzaklaştırmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Tehlikeyi anlatabilmek için:
-Paşam, dedim. Şimdi şu sokağın içinde bomba atan iki fedaiyi yakalayıp vurdular.
O gayet sakin eseflenip:
-Yazık, göremedik.
Bir millet ki, bir akidenin, bir ananenin mantıki deliller olmaksızın sırf manevi birtakım sebeplerden dolayı muhafazasına düşkündür, o milletin aydınlanması ve ilerlemesi tabiatıyla geç olur ve belki de hiç olmaz.
Yenilik ve ilerleme bahsinde kayıtlara ve şartlara tabi olan bu gibi milletlerdir ki, daha makul düşünen, hayat felsefesini daha geniş manasıyla idrak eden milletlerin hakimiyeti altına girerler.
