Fransızları hoş tutmakla ne kazanacağımıza akıl erdiremiyorum.
Batı zihniyeti dalkavukluk ve riyakarlık, hele zulüm görmüş bir milletten gelirse, o milletin yaşamak hakkı olmadığına hükmeder.
Tersine ahlaksızlık ve zulme karşı avazımız çıktığı kadar haykırmalıyız.
Avrupa'ya yaşamaya hakkımız olduğunu anlatmalıyız. Sizler de bu yolda yürüyünüz.
İstanbul'da Kuvay-i Milliye öncülüğü yapanlar bile Urfa, Maraş ve Antep'i alan Fransızlara hoş görünmek gerektiğini öğüt veriyordu.
Atatürk onlara bu cevabı vermişti.
Biz fetihlere susamış değiliz. Aşırı talepler peşinde de koşmuyoruz ve barış istiyoruz.
Atatürk'ün 15 Eylül 1922'de, İzmir'de Fransız Amiral Dumesnil'le görüşmesi sırasında, Amiralin kendisine söylediği "Diğer önemli hir nokta, Trakya'da mühim miktarda kuvvet yığmak istemeniz olabilir. Siz orada ordunuzu topladığınız takdirde, bu, büyük bir heyecana sebebiyet verebilir. O zaman sizin yeni fetihler peşinde olduğunuz söylenebilecektir." sözlerine cevabı.
Bu muharebe ile pek çok şey kurtarılmıştır.
Hayır, her şey kurtarılmıştır!
Atatürk'ün 1. İnönü Muharebesinden sonra söyledikleri
Paşa, biliyor musun, ben Cumhurbaşkanlığını bırakıp Hatay'a çete reisi olacağım.
Fahrettin Altay'ın anısından
" 1937 yılında Ocak ayında İstanbul'a gelen Atatürk beni Park Otel'e çağırttı. Gittiğimde kendisini sıkıntılı bir halde buldum. Biraz da terli idi. İç salona geçtikten sonra balkona çıktı; sert rüzgarın karşısına göğsünü vermişti. Saçları rüzgardan uçuşuyor ve o dalgın dalgın Marmara'yı seyrediyordu. Mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. Üşütmesinden korktuğum için:
'Hava çok sert, soğuk alırsınız, içeri buyrun'
Bunun üzerine Atatürk, Fahrettin Altay'a döner ve bu sözleri söyler...
Rumeli ve Anadolu halkı, Azeri kardaşlarının kalbinin kendi kalbi gibi çarptığını bilirler.
Atatürk'ün Azerbaycan elçisi İbrahim Abilof'a yaptığı konuşmadan.
