Benim mektup yazmak adetim değildir. Siz buna bakmayın, sık sık her hal ve arzunuzu muntazaman bana yazın! Zaman zaman fotoğraflarınızı da gönderin!
Bir an evvel lisan öğrenmeye önem verin. İstediğiniz lügat kitaplarını iki hafta evvel konsolosluk vasıtasıyla gönderttim. Her ikinizin gözlerinizden öperim kızlarım.
Atatürk'ün Lozan'da eğitim gören manevi kızları Afet İnan ve Sabriye Ürek'e gönderdiği mektup...
Eğitimin milli, laik ve tek mektep esasına dayalı olması prensibimizdir.
Terbiyede hedefimiz, milli cemiyetin medeni ve toplumsal kıymetini yükseltecek ve iktisadi kudretini artıracak vatandaşlar yetiştirmektir.
İlk tahsilin parasız ve mecburi olması esasının en kısa müddet zarfında bilfill tahakkuk ettirilmesini birinci derecede önemle takip ediyoruz.
CHP'nin 1927 Kongresinde kabul edilen ve Atatürk'ün kürsüden okuduğu beyannamesi...
Tek mektep sistemi eğitimin merkezileştirmesi yani her kesimin kendi kafasına göre okul açmaması anlamına geliyor.
Cumhuriyet dönemininin en önemli eğitimcilerinden Kazım Nami bunu şu şekilde ifade ediyor:
“Biz varlık mücadelesi yaparken, umumi harpten yeni çıkmış milletler ortaya “tek mektep” nazariyesini attılar. Bilhassa Ruslar, tek mektebi fiilen tatbike başlamıştı. Tek mektep sistemi tam manasıyla demokrat bir devlet idaresinin prensiplerine dayanıyordu. Çünkü çeşitli sosyal sınıflar arasında büyük savaşın getirdiği anlaşma ve kaynaşmanın yeni bir eğitim sistemiyle esaslaştırılması zaruri görülüyordu"
Maarif Vekili Esat Bey ise 13.12.1931 tarihli genelgesinde eğitimin amacını; her Türk çocuğunu rejimin psikolojisi ve ideolojisini tamamen kavramış, Cumhuriyet için fedakarlık yapabilecek unsurlar olarak yetiştirmek şeklinde tanımlamaktadır.
Hukuk, bir insan topluluğunun ortak yaşam kurallarıdır.
İnsan hayatında her şey gibi hukuk da daima, derece derece değişime uğramaktadır.
Hukukun bu ağır değişiminden başka bir de kısıtlı bir süre içinde hızlı değişimi görülür.
Bu gibi, hızlı ve derin hukuki değişimler daima, milletlerin büyük tarihsel değişim devirlerinde meydana geliyor.
Bu devirlerde eski hukuk yerine yeni yaşam kuralları, yeni hukuk
geçiyor.
Bir milletin ruhunda, hayata bakışın, değişimi ne derecede esaslı ve derin ise, o milletin hukukunun değişmesi de o oranda ciddi ve kapsamlı olur.
Osmanlı devletinin, devlet ve millet siyaseti olarak, bağımsız olarak ve muntazaman takip olunmuş hiçbir siyaseti yoktur.
Osmanlı tarihinde fetihlere, şaşaalı hareketlere tesadüf ediyoruz. Bu, bütün cihanı zapt etmek, cihangir olmak siyasetidir. Fakat bütün bu fetihler ve şaşaalı hareketler, hiçbir vakit devleti vücuda getiren ve bu hareketleri yapan unsura emelinin mevcudiyetini ve menfaatini temin etmiyordu.
Millet, evini, köyünü, bağını, tarlasını, öküzünü unutmuş, atına binmiş Viyana kapılarında dolaşıyor, Viyana'yı, Osmanlı memleketlerine dahil bir vilayet yapmak istiyordu.
İşte bu hareket tarzı, asil unsurun kendi hayati icaplarıyla, memleketin icaplarıyla uğraşmasına, kuvvetli olmak için, zengin olmak için uğraşılması icap eden çiftçilikle iştigale mani oluyordu. Fakat bu kadarla da kalmıyordu. Asli unsur, anavatanı terk edip harice gidiyor ve gittiği yerlerde ölüyordu.
Asya'ya, Avrupa'ya, Afrika'ya giden o fetih orduları ne oldu? Onlar gittikleri yerlerde ölmüş, kalmış, mahvolmuş.
Bunun neticesi olarak anavatan böylece bomboş ve harap kalmış.
İşte her şeyimiz gibi çiftçiliğimizin de arz ettiği sefalet manzarası bundandır!
Atatürk'ün Bursa Şark Sineması'nda halka yaptığı konuşmadan
Gece karanlıkta yaralıları dolaştığım sırada Mehmet Çavuş adında birinin düşmana hücum sırasında elindeki silahının kullanılmaz hale gelmesi üzerine hücuma taşla devam ettiğini anladığımdan, özendirmeye örnek olacağı düşüncesiyle, derhal adı geçenin orada nişanla ödüllendirilmesini arz ve istirham ettim.
Arıburnu Muharebeleri Raporu'ndan
Atatürk'ün Madam Corinne'e yazdığı mektupta "Ben burada kalarak Mehmet Çavuş'a şeref kazandırmayı tercih ettim" dediği Bigalı Mehmet Çavuş Çanakkale Savaşı kahramanıdır.
Savaş sırasında Mehmet Çavuş'un tüfek namlusu parçalara ayrıldı, bu yüzden kırık tüfeğini düşmana fırlattı ve bunun yerine onlara taşlarla saldırmaya başladı. Bu saldırısı sonrası başından ve sağ göğsünden yaralandı.
Osmanlı ve Türk askeri için kullanılan “Mehmetçik” kelimesinin Mehmet Çavuş'tan geldiği düşünülmektedir.
