O gazetecinin bana kafasıyla kalemi lazım.
Geri kalanı kendisine aittir. Ne seni ilgilendirir, ne de beni.
Anladın mı?
Bir gazeteciden bahsedilirken, Atatürk'ün yanındakiler bu gazetecinin çok ahlaksız bir yaşam tarzı sürdüğünü, özel hayatında çok çeşitli ve farklı insanlarla beraber olduğunu şikayetçi bir dille Atatürk'e anlatır.
O sırada Recep Zühtü şöyle der: "Paşam, bu gazeteci nin gidişatı hiç de iyi değil. Bence sizin yakınınız olması dolayısıyle yaşantısına biraz dikkat etmesi gerek."
Atatürk hayretle sorar: Ne varmış onun hayatında sanki?
- Paşam, bu zat geceleri pavyona gidiyor, mevkiiyle bağdaşmayan davranışlarda bulunuyormuş.
Atatürk kaşlarını çatarak sorar: Ne var bunda garip olan? Ne olmuş gidiyorsa? Pavyona gittiyse kıyamet kopmadı ya...
Sonrasında Atatürk görseldeki sözleri söyler...
Umumi ahvalimizin almakta olduğu vahim şekilden pek elemli ve üzüntülüyüm. Millet ve memlekete borçlu olduğumuz en son vicdani vazifeyi yakından müşterek mesai ile en iyi yapmanın mümkün olacağı kanaatiyle bu son memuriyeti kabul ettim.
Atatürk'ün Samsun'a çıktıktan 2 gün sonra 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'ya yolladığı telgraf.
Bir insan kendini milletiyle beraber hissettiği zaman ne kadar kuvvetli bulur, bilir misiniz? Bunu tarif güçtür.
Tabiatta, bilirsiniz ki, hiçbir şey yok olmaz. Ne bir ses, ne bir söz, ne bir hareket.
Olduğu çağ ne kadar eski veya yeni olursa olsun, bütün bu oluşlar, oldukları anda gibi tabiat içindedir. Bu dalgalanmada zaman ve mesafe kavramı yoktur.
Bugün dünyanın herhangi bir köşesinde söylenen sözü veya akis yapan hareketi, yine dünyanın herhangi bir köşesinde aynı anda işitmek, dinlemek, zapt etmek mümkün olduğunu görüyoruz.
Atatürk'ün, Afet İnan'ın "Tarihe Giriş" dersi için yazdığı kısım
Efendiler, bu kurtuluş gününü size tebrik ederken, bu dağlarda, bu ovalarda kanlarını döken muhterem şehitlerimizi ve vatanları için, milletleri için mihnet ve meşakkat bilmeyen kahraman gazilerimizi hürmetle ve tazimle yad ederim.
Bursa'nın kurtuluşunun 2. yıldönümünde Bursa halkına nutuk
