İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı!
Tamburi Selahattin'in tamburunun akortunu düzeltirken bir teli koparması üzerine Atatürk'ün söyledikleri.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anlatıyor:
Tamburi Selahattin çalarken Atatürk pek enginlere dalmıştı. Birdenbire ürperir gibi oldu. Selahattin'e işaret etti: 'Dur' diye bağırdı. 'Bu akort bozuk... La ve si kulağıma yabancı geliyor. Ver bana tamburu.'
Selahattin hürmetle doğruldu ve bir mihraba mukaddes bir kitap koyar gibi tamburunu Şefin asabî parmakları arasına bıraktı. Bu parmaklar teller üzerinde bir iki dolaştı. Sonra mandallardan bir ikisini sıkıştırdı. Fakat üçüncü bir hareket Şefin dudaklarında bir hayret nidası çıkarttı:
'Vaaay!..'
La teli mi, si teli mi, hangisiyse işte biri kopuvermişti.
'Ne yapacağız şimdi? Başka tel yok mu?'
'Yanımda yok, fakat otelde var!
'Güzel... getirt.'
Yüzünde komşu çocuğunun oyuncağıyla oynarken kazaen oyuncağı kırmış bir yavrunun masum hicabı belirdi.
Vaziyeti korumak ister gibi, hatta hatasının affedilmesini istiyormuş gibi etrafına bakındı.
Orgeneral Cebesoy'a hitap etti:
'İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı.'
Fakat bu derece tevazuu da kendine yediremedi. Ani bir rücu ile:
'Mamafih...' dedi,' hepiniz de farkına vardınız ki akordu bozuktu'."
Uşak Kuvayi Milliye Kumandanlığrndan gelen raporda; Ödemiş, Bandırma, Tire, Salihli kazalarında beş yüzden fazla Müslüman'ın Yunanlılar tarafından Kuvayi Milliye'ye yardım edecekleri bahanesi ile tutuklandığı ve işkence edilmekte olduğu, işgal bölgesinde Müslümanlar aleyhinde yeniden başlamış olan zulüm ve baskılar bu şekilde devam edecek olursa aynen karşılık vermeye mecbur kalınacağını bildirmekte ve tutuklanmış olan Müslümanların tahliyesi vasıtalarına hükümeti seniyenizin teşebbüs ederek neticenin bildirilmesi istirham kılınmaktadır.
Atatürk'ün Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya telgrafı
Basın özgürlüğünden meydana gelecek fenalıkları ortadan kaldıracak tesirli vasıta, asla geçmişte zannedildiği gibi basın özgürlüğünü bağlayan bağlar değildir.
Aksine, basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları giderme vasıtası yine bizzat basın özgürlüğüdür.
Ekselans! Ekselans!
Şu Maginot maskaralığından vazgeçip, ordunuzu yenilemeye uğraşınız.
Hakkınızda daha hayırlıdır.
Damar Arıkoğlu anlatıyor: Ankara Palas'ta verilen cumhuriyet balolarından birindeydik. Geç saatlerde Atatürk geldi ve bir ara Fransız büyükelçisiyle karşılaşıp sohbet etmeye başladılar.
Bir anda Atatürk bu sözleri söyleyip hızla büyükelçinin yanında ayrıldı.
Damar Arıkoğlu olaya yakın olmadığı için konuşmaları duymamış ama büyük ihtimal Fransız büyükelçisi sabit hatlara kesinlikle karşı olan Atatürk'le tartışmaya başlamış ve Maginot hattını abartarak anlatmış ve bu da Atatürk'ü sinirlendirmişti. Tarih büyük ihtimal 1937 veya 1936.
Atatürk'ün haklılığı 2. Dünya Savaşı'nda Almanların 34 günde Paris'e girmesiyle ortaya çıktı.
Kayıtsız şartsız Rus tabiiyeti demek olan dahildeki komünizm teşkilatı gaye itibariyle tamamen bizim aleyhimizdedir.
Gizli komünizm teşkilatını her surette durdurmak ve tebit etmek mecburiyetindeyiz.
Atatürk'ün Batı Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşa'ya yazdığı telgraf
