Bir gece hilafeti kaldırmaya karar verdiğim zaman, bu kararı hemen ertesi sabah tatbik ettim.
Atatürk'ün Marianne gazetesi muhabiri M. Herriot'la görüşmesi sıradına söyledikleri
Ümit
Kelime, "umut" şeklinin incelmişidir.
Etimolojik şekli:
(um + ut)
um: Köktür; burada "arzu, talep, emel, intizar, bekleme, gözetme" anlamlarınadır.
ut: Sahip, haiz manasına köktür.
Um + ut = umut: Arzunun, talebin, emelin, intizarın, beklemenin, gözetmenin kendisidir.
"Um" kökünün işaret ettiğimiz anlamıyla şu sözlere de tesadüf ediyoruz:
I. Umaç = emel
II. Umu = arzu, bekleme
III. Umdı = arzu
IV. Umdu = talep, tamah
V. Ummak = beklemek, gözetmek
Atatürk'ün Ulus 4 Ekim-17 Aralık 1935 tarihleri arasında "Dil Hakkında Etimolojik ve Morfolojik Anket" başlığıyla yayınladığı yazısında "ümit" kelimesinin açıklanması
Millet ve ordu, padişah ve halifenin hıyanetinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı ve sadık.
Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken bu miras kalmış alışkanlığın sevkiyle kendinden evvel yüce hilafet ve saltanat makamının kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor.
Halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlamak kabiliyetinde değil.
Bu inanca muhalif fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline!
Derhal dinsiz, vatansız, hain, reddolunmuş olur...
Atatürk, 1. Dünya Savaşı'nın bitimi ve Samsun'a çıktığı gün genel durumu anlatıyor.
Nutuk
Tarihin inkar ve itiraz kabul etmez hakikatlerindendir ki, Antakya, İskenderun ve havalisinde bugün oturmakta bulunan Türkler oraların en aşağı kırk asırlık sahip ve sakinleridir.
Şu iman dolu bekleme günlerinde bu tarihi hakikati hatırlamak ne kadar zevkse, hatırlatmak da o kadar vazifedir.
"Tarihten Bir Yaprak, Bir Türk Camiasının Adı" başlıklı makale Atatürk tarafından yazdırılmış ve İsmail Müştak Mayakon imzasıyla 10 Ekim 1936 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştı.
O günün gazete sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
O döneme kadar bölgeye İskenderun ve Antakya deniyordu. Hatay ismini 1936 yılında bizzat Atatürk verdi.
Atatürk makalede Hatay'daki Türklerin o bölgeye yüzlerce yıl önce Çin'in kuzeyinde "Hatay" adı verilen bölgeden geldiğini yazıyor ve Hatay ismini de bu nedenle uygun görüyor.
Afet İnan anlatıyor:
Montrö'de Boğazlar meselesi konuşulmaya başlandığı zaman, ben de Cenevre'de idim. Son oturumlarda baktım kritik birtakım şeyler var. İstanbul'a dönecektim. Tevfik Rüştü Aras endişeli bir durumda idi. Anlattı bana durumu. Bazı meselelerde tam anlaşma olmamıştı.
Gelişim bir iki gün sürdü. Geldiğim zaman baktım Atatürk gayet neşeli. Halbuki Montrö'de pek iyi havadisler yoktu. Tevfik Rüştü Bey böyle anlattı dedim.
Atatürk 'Yok!' dedi, 'O mesele bitti artık!' Hakikaten 20 Temmuz'du işte, ben geldiğim anda anlaşma imzaya girmiş.
Ben birdenbire 'Aman, çok memnun oldum! Artık bir dış mesele kalmadı!'
Atatürk 'Hayır!' dedi, 'Var, mühim bir meselemiz var! Şimdi İskenderun ve Antakya meselesi var! Bunun üzerinde duracağız.
Ben şaşırıp kaldım: Ne olacak? diye sordum.
Alacağız dedi...
İşte Hatay meselesi o günden sonra (21 Temmuz 1936) konuşulmaya başlandı.
Adli siyasetimizin temel esası, zamanın değişmesi ile hükümlerin de değişmesi gerekeceğinin inkâr edilemez olduğu kuralıdır.
1 Mart 1922 Meclis Üçüncü Toplantı Yılı Açılış Konuşması
Orijinali "Ezmanın tegayyürü ile ahkamın tegayyürü inkar olunamaz" diye geçer ve Mecelle'de geçer.
