Eğitim ya milli olur, ya dini olur. Biz, dini eğitimi aileye bıraktık.
Milli eğitimi de devlete aldık.
Mekteplerimizde ve bütün kültür müesseselerimizde milli eğitim esas kabul edilmiştir.
Tuttuğumuz yol budur: Çocuk, dini eğitimini ailesinden alacaktır.
Atatürk'ün Türk Ocakları Kurultayı delegeleriyle yaptığı konuşmadan...
Sinema, gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema, bir çeyrek yüzyıla kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.
Japonya'daki kadın, Amerika'nın göbeğindeki siyah adam, Eskimo'nun dediğini anlayacaktır.
Tek ve birleşmiş bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında, tarihte devirler açan matbaa, barut ve Amerika'nın keşfi gibi olaylar birer oyuncak yerinde kalacaktır
Atatürk, aslında sinemanın propaganda gücünü çok iyi biliyordu. Öyle ki kendi hayatını film olarak çekmeye karar vermiş, bunun 137 sayfalık senaryosunun büyük bir kısmını da kendisi yazmış ve Münir Hayri Egeli'ye vermişti. Filmin adı "Ben Bir İnkilap Çocuğuyum" olacaktı.
Münir Hayri Egeli anlatıyor:
“Bir gün: beni Çankaya’dan çağırdılar. Çankaya’ya gittiğimde, Atatürk kütüphanedeydi. Atatürk: “yabancı bir şirketinden mektup aldım. Bizim inkılabımıza dair bir film yapmak istiyorlar. Çok güzel, ancak inkılabımıza dair film yapmak bizim işimiz olmalıdır. Bir senaryo düşün. Bu senaryo: benim hayatımla, mesela bir öğretmenin hayatını göstermelidir’ dedi...”
Ne yazık ki film asla çekilemedi.
Bununla beraber, Atatürk sinemaya gitmeyi çok seviyordu ve Sinemada halkıyla beraber oluyor ve onların beğenisini ölçmeyi seviyordu.
Bundan on bir sene evvel Sivas Kongresi'ni yaptıktan sonra Ankara'ya giderken bu yolu çok müşkülat veren bir otomobil içinde geçirmiştim.
Şimdi ise gayet rahat bir trende gidiyoruz, görüyorsunuz, aradaki farkı izaha hacet var mı?
Sivas Demiryolu hakkında Ruşen Eşref Ünaydın'a söyledikleri
22 Ekim 1923 tarihli telgrafnamenizi aldım. Mescidi Aksa'da yapılacak tamirat için vaki olan yardım toplama teşebbüslerine Halife Hazretleri'nin iştirakinden haberdar değilim.
Bahis buyurulan mühendis de tarafımızdan memur edilmiş değildir.
Ankara için bugün en mühim olan meselenin Yunanistan'dan gelmeye başlayan felaketzede muhacir kardeşlerimizin iskan ve refahı keyfiyeti olduğunu bu vesile ile de beyan eder, hamiyetli din kardeşlerimize selamlarımı hediye eylerim, Efendim.
Hindistan'da bulunan Bombay Hilafet Komitesi, Kudüs'deki Mescid-i Aksa'nın tamiratı için Atatürk'ten yardım ister.
Oysa yeni kurulmuş Türkiye fakirdir ve o sırada Atatürk'ün çok daha önemli öncelikleri vardır.
Atatürk, ülkenin kaynaklarını mağdur durumda olan Türk milleti için harcamayı tercih eder ve Komitenin isteğini kibarca reddeder.
Saat sekizi çeyrek geçiyor. Yazı odasındayım. İsmet Paşa'yı beklerken bu satırları yazıyorum.
Samsun'a üçüncü defadır geliyorum. İlk gelişim malumdur. Tarihini gözümün önünde, büro üstünde duran uzun cigara kutusunun kapağında okuyorum: 19 Mayıs 1335.
Ondan sonra bir defa daha gelmiştim. Takriben dört sene evvel. Bu gelişimin de tarihini yukarıda tespit ettim.
İsmet Paşa geldi, yazıyı bırakıyorum.
Atatürk, Harf Devrimi'nin bütün yurtta büyük bir heyecanla yürütüldüğü günlerde, İzmir Vapuru’yla İstanbul'dan Karadeniz'e açıldı, 16 Eylül 1928 günü Samsun'a geldi.
Karşılama töreninden sonra, Samsun’a ilk geldiği zaman kaldığı Mıntıka Palas'a uğradı. Bu yazıyı da orada, İsmet Paşa'yı beklerken yeni alfabeyle not almıştı. Hicri 1335, miladi 1919 yılına tekabül ediyor.
Notun orijinalini görmek için lütfen kaydırın.
