Psikolojik bir hadisedir ki, insan, hayatta bazı dostluklar elde etmek için fevkalade çalışmak ve fedakarlıklar yapmak zorundadır.
Mesela siz bana sormuştunuz: "Siz ne zaman albaylığa terfi edeceksiniz?" diye.
Benim cevabım şu olmuştu: "Bu, bir harp meydanında kazanılır"
Siz bana karşılık verdiniz: "Bunu ispat ediniz"
Sizin arzunuza uyarak beş günden beri albayım.
Atatürk'ün Hildegard Christianus'a mektubu
Atatürk, bu mektubu Almanca yazmıştı ve kendisi aynı zamanda Christianus'dan Almanca dersleri de alıyordu. Mektubun sonunda yazımda çok samimi bir dostunun kendisine yardımcı olduğu yazılı ama bu kişinin kim olduğu bilinmiyor.
İnsanları istediği gibi kullanan kuvvet, fikirler ve bu fikirleri kişiselleştirip yayan kimselerdir.
Fikrin özelliği de, hiçbir itirazın bozamayacağı bir mutlak şekille kendi kendini kabul ettirmektir.
Bu ise, fikrin yavaş yavaş hissiyat haline geçerek inanca dönüşmesi ile mümkündür; ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmaya başka hiçbir mantığın, muhakemenin hükmü yetmez.
Bir millet medeni hissiyatını hakikaten ifade edebilecek bir derecede edebiyatını, müziğini ıslah edemezse, o milletin medeniyet sahasına dahil olduğu kabul edilemez.
Arkadaşlar!
Bir zamanlar bu milletin başına fes giydirebilmek için şeyhülislamlar değiştirildi; fetvalar çıkarıldı.
Şükrana ve övgüye değerdir ki, bugün milletimiz böyle hissiz, manasız, mantıksız vasıtaların hiçbirine ihtiyaç duymuyor. Bu gibi kılavuzlara ihtiyaç göstermiyor.
Bizim kılavuzluğumuz ise milletimizden aldığımız ilhamdan başka bir şey değildir ve olamaz.
Atatürk'ün şapka giyilmesi hakkında Bursa halkına yaptığı konuşmadan.
Benim çocukluğumdan beri bir tabiatım vardır.
Oturduğum evde ne ana, ne kız kardeş, ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlanamazdım.
Yalnız ve bağımsız bulunmayı, çocukluğumdan çıktığım zamandan itibaren daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır.
Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan ile yapılan görüşme Milliyet gazetesinde 13 mart 1926 tarihinde yayınlanmıştı.
