Biz zengin değiliz. Lakin ordumuz hazırdır ve morali mükemmeldir.
Şayet bize meydan okunursa -zaten böyle bir şey muhtemel değildir-buna karşılık verebileceğimizden emin olunuz.
Atatürk'ün L'humanite ve Le Temps gazetelerine verdiği demeç
Eskişehir'in düşmesi acıdır; fakat bu düşüş sıfırdır. Maksat ordudur. Ordu ayaktadır; yenilmemiştir; onu bu gece Porsuk gerisine çekebilirlerse, düşmanın bizimle temasını kesebilirlerse, mesele yoktur.
Çekebileceklerdir, kesebileceklerdir. Çekiliş iyi idare ediliyor. Düşmanı bir ay oyalayabilelim, sonra behemahal mahvedeceğim.
Atatürk'ün Eskişehir-Kütahya Muharebesi'nden sonra sözleri
Deliler, sarhoşlardan korkar!
Atatürk'ün "Türkiye'yi bir düzine sarhoş idare ediyor" diyen Mussolini'ye cevabı. Atatürk, Mussolini'ye "palyaço" derdi.
Mussolini, İtalya'da başbakan olduğu (1922) günden beri Türkiye'yi rahatsız etmeye başladı.
Sahillerimize yakın Meis ve Rodos adalarında askeri top arabasının üzerine çıkıp, yumruklarını sıkıp Türk sahillerini işaret ederek "Atalarınızın cennet topraklarında şimdi çobanlar oturuyor, mukaddes topraklar sizleri bekliyor" diye bağırırdı.
Atatürk ise buna karşılık Ege'de tatbikat yaptırıyordu ve bu tatbikatlar 15 milyon liralık gideriyle fakir ülkenin sırtına büyük bir yük bindiriyordu.
Atatürk bir gece karanlıkta bir Türk torpidosuna binerek İtalya sahillerine gitmiş, askeri üsleri gözden geçirmiş ve ülkeye geri dönmüştü.
Askerlikte bir kaide vardır. Düşmanın harp cephesi çok kuvvetli olursa onu parçalamak lazım gelir. Biz milli mücadeleye başlarken karşımızda iki düşman vardı: Biri dahili düşman ki, bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu; diğeri harici düşmanlar ki, bunu da yabancı İşgal kuvvetleri teşkil eyliyordu.
Her iki düşman ile aynı zamanda mücadele etmek imkansızdı. Tabii olarak ilk önce harici düşmanlara karşı vaziyet aldık. Milli mücadele zafere ulaştıktan ve Lozan barışı imzalandıktan sonra da, dahili düşmanları tasfiye etmeye başladık.
Dahili düşmanları da parça parça ayırmak. sıraya koymak. en mühim olanları ilk önce bertaraf etmek, ondan sonra diğerlerini ele almak icap ederdi. Yaptığımız budur
istanbul'da gazetecilerle beraber yenen yemekte anlattıkları.
Sovyetler Birliği'ne karşı asla bir saldırı politikası gütmeyeceksiniz.
Doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Sovyetler'e yöneltilmiş herhangi bir antlaşmaya girmeyecek ve böyle bir anlaşmaya imza koymayacaksınız.
Atatürk'ün ölmeden birkaç gün önce arkadaşlarına söyledikleri
