Kıymetli Edirne'mizin muhterem ahalisi tarafından gerek acizlerine ve gerek kumandam altında bulunan askeri birliklere karşı gösterilen yüksek duygulardan ve samimi yakınlıktan fevkalade etkilendim.
Bu günlerin bu unutulmaz hatırası, ebediyyen kalplerimize nakşedilmiş olarak kalacaktır.
Soyluluk belirtileriyle dolu olan bu karşılamayı hakikatiı milletimizin bir mükaftı sayar, kendim ve askerim adına zatıalilerine ve Edirne'nin muhterem ve cömert ahalisine sonsuz teşekkürlerimi takdim etmekle kıvanç duyarım efendim.
Atatürk'ün Edirne Belediye Başkanı'na teşekkür notu
Çanakkale’de kazandığı zafer üzerine üç terfi birden alan Albay Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916'da 16. Kolordu Komutanı olarak atanmış ve Kolordu komutanlığı merkezi olan Edirne’ye 16. Kolordu Komutanı olarak gelmiştir.
Mustafa Kemal, Osmanlı tarihinde bir komutana gösterilmeyen olağanüstü bir tezahüratla karşılandı ve adeta yer yerinden oynadı.
11 Mart 1916'da Diyarbakır'a tayin edilen Atatürk, kısa bir süre sonra Edirne Belediye Başkanına bu teşekkür notunu iletir.
2. resimde ise Atatürk'ün o dönemde Edirne Erkek Öğretmen Okulu öğrencileriyle çektirdiği bir resim görülüyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlarını ve mukadderatlarını birleştirmiştir.
Kürtler hakkında, İzmit Kasrı'nda gazetecilerle söyleşi
İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı!
Tamburi Selahattin'in tamburunun akortunu düzeltirken bir teli koparması üzerine Atatürk'ün söyledikleri.
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu anlatıyor:
Tamburi Selahattin çalarken Atatürk pek enginlere dalmıştı. Birdenbire ürperir gibi oldu. Selahattin'e işaret etti: 'Dur' diye bağırdı. 'Bu akort bozuk... La ve si kulağıma yabancı geliyor. Ver bana tamburu.'
Selahattin hürmetle doğruldu ve bir mihraba mukaddes bir kitap koyar gibi tamburunu Şefin asabî parmakları arasına bıraktı. Bu parmaklar teller üzerinde bir iki dolaştı. Sonra mandallardan bir ikisini sıkıştırdı. Fakat üçüncü bir hareket Şefin dudaklarında bir hayret nidası çıkarttı:
'Vaaay!..'
La teli mi, si teli mi, hangisiyse işte biri kopuvermişti.
'Ne yapacağız şimdi? Başka tel yok mu?'
'Yanımda yok, fakat otelde var!
'Güzel... getirt.'
Yüzünde komşu çocuğunun oyuncağıyla oynarken kazaen oyuncağı kırmış bir yavrunun masum hicabı belirdi.
Vaziyeti korumak ister gibi, hatta hatasının affedilmesini istiyormuş gibi etrafına bakındı.
Orgeneral Cebesoy'a hitap etti:
'İnsan bilmediği işe burnunu sokmamalı.'
Fakat bu derece tevazuu da kendine yediremedi. Ani bir rücu ile:
'Mamafih...' dedi,' hepiniz de farkına vardınız ki akordu bozuktu'."
Bilhassa memleket ve milletin varlığına yan bakanların yeri ya denizin dibi ya da toprakların altıdır.
Atatürk'ün, İzmir'de halka yaptığı konuşmadan
Dışarıdaki kapıcıya bir sorun bakalım. O bile benden korkmaz. Korku üzerine bir iktidar inşa edilemez. Topla tüfekle kurulan bir iktidar bile daima geçici olacaktır.
Atatürk'ün "Vossische Zeitung" gazetesi muhabiri yazar Emil Ludwig'le görüşmesinden...
