İki gündür kesintisiz devam eden muharebeler neticesinde düşmanın Afyonkarahisar'ı mevzileri düşürülmüş ve Afyonkarahisar'ımız geri alınmıştır. Esirler, ağır ve hafif top ve mühimmat ve her nevi malzemeden ganimetler çoktur.
Hazırlıklarımız her nevi fenni vasıtalar ve daha başka engeller ile donatılan ve takviye edilen düşman mevzilerinin bazen bir saatten az bir zaman zarfında düşürülmesini temin ettiği gibi, asker ve subaylarımızın dünyaca bilinen yiğitlik ve kahramanlık harikaları bu defa dahi tezahür etmiş ve teyit olunmuştur.
Kumandanlarımızın sevk ve idarede düşman kumanda heyetine üstünlüğü bariz bir surette tecelli etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının müstesna kıymet ve kabiliyeti sebebiyle yüce Meclis'i tebrik ederim.
TBMM başkanlığına gönderilen telgraf
Dahili vaziyetimizdeki iyileşme ve sağlamlık sayesinde cihanın genel vaziyeti hergün daha fazla lehimize gelişmektedir.
Bu gelişmelerden, milletimizin bekasını ve bağımsızlığını temin edecek maddi neticelerin çıkarılması zamanını pek uzak görmüyorum.
Atatürk'ün kendisine "Genel vaziyetimizi nasıl görüyorsunuz efendim" diye soran Ruşen Eşref'e verdiği cevap.
Türk milleti bütün mesaisini iktisadi gelişmeye hasretmektedir.
Ve ancak bu sayede üst üste harplerin düşürdüğü haraplıktan kurtulup yükseleceğini his ve idrak ediyor.
Türk milleti hareket serbestisini kazandığı ve kapitülasyonların yarattığı engellerden kurtulduğu için, Türkiye'nin parlak bir iktisadi geleceğe aday olduğundan eminim.
Atatürk'ün Le Temps muhabiri J. Nilizon'la yaptığı mülakattan
Eski, zor fetih ve yayılma fikri Türkiye'de ebediyen ölmüştür.
Eski imparatorluğumuz, Osmanlı'ydı. Bu da, zor demekti.
Bu kelime artık lügatımızdan atılmıştır.
Biz şimdi Türküz, sadece Türk.
Kendi kaderini tayin idealine dayanan, Türklere ait bir Türkiye istiyoruz.
Atatürk'ün "The Saturday Evening Post" gazetesi muhabiri Isaac F. Marcosson'la yaptığı röportajdan
Gökçen, ben bu toprakları seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum.
Bazı şarkılar bana, bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor; işte o zaman içime bir ateş düşüyor.
Ve bu ateş, sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor.
Unutma ki, Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler.
Bir gece Atatürk ve arkadaşları sofradayken udi "Gel gitme kadın" isimli şarkıyı söylemeye başlar. Atatürk bir anda duygulanır, gözleri dolar.
Sabah manevi kızı Sabiha Gökçen yanına gelip sorar: Dün gece o şarkıyı duyunca neden ağladınız?
Atatürk hüzünle görseldeki cevabı verir.
Zeki Müren'in yorumuyla Gel Gitme Kadın:
