Hamidiye Kruvazörü, maziden yadigar kalan donanma kısımları içinde, Türk Cumhuriyeti'nin denizlerde faaliyete geçen ilk gemisi oldu.
Beş seneden beri hasretini çektiğim deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu.
Türk Donanması kumanda ve zabitan heyetini bu gemide ve buna refakat eden Peykişevket Torpido Kruvazörü'nde tanıdım.
Atatürk'ün Hamidiye Kruvazör'ü hatıra defterine yazısı.
1903 yılında Osmanlı Donanması'na katılan Hamidiye Kruvazörü Rahmetli Rauf Orbay komutasında olarak Balkan Savaşı'nda (1912-1913) müstesna bir tarih yaratmıştı: Yunan donanmasım kuvvet ayırımına zorlamak amacıyla Ege, Doğu Akdeniz ve Adriyatik Denizi'ne açılan bu gemi, düşman üslerini bombalayıp asker yüklü gemilerini batırmaktan başka şerefli bayrağımı zı Akdeniz'de dolaştırarak devlete büyük itibar sağlamış ve silahlı kuvvet birlikleri içinde tek muzaffer Türk birliği olarak yurda dönmüştü.
Hamidiye kruvazörünün Cumhuriyet dönemindeki hizmetleri de büyüktü: Cumhuriyetin ilanıyla beraber denize çıkıp Akdeniz, Ege Denizi, Marmara ve Karadeniz'de Büyük Türk Milletiyle donanması arasındaki ilk bağlantıyı kurmuş; silahlı kuvvetler içinde ilk Kara-Deniz birleşik çalışmasını temsil etmişti.
Atatürk, 1924 yılındaki Karadeniz gezisini Hamidiye Kruvazörü'nde gerçekleştirdi.
O, geçmişse hata etmiş. Bir milletin istiklalinin timsali olan bayrak çiğnenmez! Ben onun hatasını tekrar edemem.
9 Eylül 1922'de İzmir kurtarıldıktan bir gün sonra, Atatürk, kalmak için Karşıyaka'daki İplikçizade Köşkü'ne girer.
Kalabalık, Atatürk'ün çiğnemesi için köşkün girişine bir Yunan bayrağı sermiştir.
Atatürk durumu sorduğu zaman, Yunan Kralının bu köşke Türk bayrağını çiğneyerek girdiğini anlatırlar ve aynısını yapmasını isterler.
Atatürk bunu şiddetle reddeder ve bu sözleri söyler.
2. Görsel: Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Mustafa Kemal'in yaveri Salih Bozok ve Atatürk'ün emir çavuşu Ali Metin (önde oturan) arabayla İzmir'e geliyor. 10 Eylül 1922
Büyük Amerikan milletine:
Siz zulüm ve istibdadı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız. Siz uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi hürriyet ve bağımsızlığınızı elde ederek, halk hakimiyetine dayalı demokratik bir devlet ve kuvvetli bir medeniyet tesis ettiniz.
Bugün yerkürenin diğer tarafında bir millet var ki, o da aynı hürriyet, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor.
Hürriyet ve bağımsızlık uğrunda harp eden ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adalet etkeni olmak için samimi bir surette mücadelede bulunan Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz.
Atatürk'ün Amerikan "The New York Herald" gazetesi muhabirine verdiği demeçten.
Gökçen, ben bu toprakları seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum.
Bazı şarkılar bana, bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor; işte o zaman içime bir ateş düşüyor.
Ve bu ateş, sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor.
Unutma ki, Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler.
Bir gece Atatürk ve arkadaşları sofradayken udi "Gel gitme kadın" isimli şarkıyı söylemeye başlar. Atatürk bir anda duygulanır, gözleri dolar.
Sabah manevi kızı Sabiha Gökçen yanına gelip sorar: Dün gece o şarkıyı duyunca neden ağladınız?
Atatürk hüzünle görseldeki cevabı verir.
Zeki Müren'in yorumuyla Gel Gitme Kadın:
Suriyeliler zeki, modern ve nazik insanlardır.
Suriye başbakanı Cemil Mardam ve Adil Arslan ile görüşmeden
